<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çocuk ve Gelişimi &#187; bulaşıcı hastalık</title>
	<atom:link href="http://www.cocukvegelisimi.com/etiket/bulasici-hastalik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cocukvegelisimi.com</link>
	<description>Çocuk ve Çocuk Gelişimi Hakkında Herşey</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 20:00:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kabakulak</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/saglik/kabakulak.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/saglik/kabakulak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 19:43:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kabakulak]]></category>
		<category><![CDATA[kabakulak virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[Su Çiçeği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=994</guid>
		<description><![CDATA[

  Kabakulak, kabakulak virüsünün (mumps) neden olduğu bir hastalıktır.
Kabakulak virüsü nasıl yayılır?
Kabakulak virüsü kişiden kişiye hava (solunum) yoluyla yayılır. Kızamık veya suçiçeğinden daha az bulaşıcıdır.
Kabakulak virüsü bulaştıktan ne kadar süre sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkar?
Kabakulağın kuluçka dönemi ortalama 14-18 gün arasındadır. Ancak 14-25 gün arasında değişir.
Kabakulağın belirtileri nelerdir?
Kabakulak virüsünü alan kişilerde ilk belirtiler genellikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.egiticioyuncak.net/" target="_blank"><img src=http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2010/09/reklam1.jpg border="0"></a>

</-> <p><a href="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/10/resim046.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-995" title="resim046" src="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/10/resim046.jpg" alt="resim046" width="229" height="282" /></a> Kabakulak, kabakulak virüsünün (mumps) neden olduğu bir hastalıktır.</p>
<p>Kabakulak virüsü nasıl yayılır?</p>
<p>Kabakulak virüsü kişiden kişiye hava (solunum) yoluyla yayılır. Kızamık veya suçiçeğinden daha az bulaşıcıdır.</p>
<p><strong>Kabakulak virüsü bulaştıktan ne kadar süre sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkar?</strong><br />
Kabakulağın kuluçka dönemi ortalama 14-18 gün arasındadır. Ancak 14-25 gün arasında değişir.</p>
<p><strong>Kabakulağın belirtileri nelerdir?</strong><br />
Kabakulak virüsünü alan kişilerde ilk belirtiler genellikle başağrısı, iştahsızlık ve düşük düzeyde ateş gibi spesifik olmayan belirtilerdir.</p>
<p>Kabakulağın en çok bilinen belirtisi kulakların hemen altındaki tükrük bezlerinin (parotid bezlerin) şişmesidir. Bu şişlik kabakulak virüsünü alan çocukların %30-40’ında görülür.</p>
<p>Kabakulak virüsünü alan kişilerin %20’ye yakını hiçbir hastalık belirtisi göstermezler ve diğer bir %40-50’lik kısmı sadece spesifik olmayan veya solunum yolu belirtileri ile hastalığı geçirirler.</p>
<p><strong>Kabakulak ne kadar ciddi bir hastalıktır?</strong><br />
Kabakulak çocuklarda genellikle hafif seyreden bir hastalıktır. Erişkinlerde hastalık daha ciddi seyredebilir ve daha fazla komplikasyon gelişebilir.</p>
<p><strong>Kabakulağa bağlı olarak gelişmesi muhtemel komplikasyonlar nelerdir?</strong><br />
Kabakulağa bağlı olarak merkezi sinir sisteminin tutulumu (menenjit) sık görülen bir komplikasyondur ancak çoğunlukla ciddi değildir. Kabakulak geçiren kişilerin yaklaşık %15’inde görülen menenjit başağrısı ve ense sertliği ile seyreder ve çoğunlukla kalıcı bir hasar bırakmadan düzelir.</p>
<p>Erişkin erkeklerin P’ye yakını kabakulağa bağlı bir komplikasyon olarak testis tutulumu (orşit) yaşar. Testis tutulumuna bağlı ağrı, şişlik, bulantı, kusma, ateş ve haftalarca devam eden bir hassasiyet görülür. Testis tutulumuna bağlı kısırlık nadir görülen bir durumdur.</p>
<p>Hamileliğinin ilk üç ayında kabakulak geçiren kadınlarda düşük görülme ihtimali artmaktadır. Ancak kabakulağa bağlı doğumsal sakatlıklar geliştiğine dair bir kanıt yoktur.</p>
<p>Bir veya iki kulakta sağırlık yaklaşık her 20.000 kabakulak vakasından birinde oluşabilmektedir.</p>
<p><strong>Kabakulağın tedavisi var mıdır?</strong><br />
Kabakulağın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahatı, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.</p>
<p><strong>Kabakulak geçiren bir kişi ne kadar süreyle hastalığı bulaştırabilir?</strong><br />
Kabakulağın bulaştırıcı olduğu dönem yaklaşık 7 gündür. Bulaşıcılığın hastalığın belirtileri başlamadan üç gün öncesinden başlayıp, belirtiler başladıktan sonraki dört gün boyunca devam ettiği kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Çocuğumun kabakulak virüsü ile karşılaştığını düşünüyorum. Ne yapabilirim?</strong><br />
Eğer çocuğunuz KKK aşısı olmamış ve kabakulağa karşı bağışıklık kazanmamış ise karşılaşma sonrasında eğer çocuğunuz hali hazırda enfekte olduysa çocuğunuzun aşılanması hastalığı geçirmesini önlemeyecektir. Bununla birlikte eğer çocuğunuz virüsle karşılaştıktan sonra enfekte olmadıysa aşı onu ileride karşılaşabileceği kabakulak enfeksiyonuna karşı koruyacaktır.</p>
<p><strong>Kabakulak bir kereden fazla kez geçirilebilir mi?</strong><br />
Hayır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/saglik/kabakulak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Su Çiçeği</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/saglik/su-cicegi.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/saglik/su-cicegi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 20:40:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Su Çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=976</guid>
		<description><![CDATA[ Su çiçeği nasıl bir hastalıktır?
Su çiçeği varisella zoster adı verilen bir virüs tarafından meydana getirilen ateşli bir enfeksiyon hastalığıdır. Varisella zoster virüsü havada 1-2 saat canlı kalan ve çok hızlı çoğalan bir virüstür. Varisella zoster adlı bu virüsün bulaşıcılığı çok yüksektir. Kişiden kişiye daha çok hapşırma, öksürme ile havaya dağılan virüsün solunum yoluyla alınması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/10/sucicegi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-980" title="sucicegi" src="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/10/sucicegi-150x150.jpg" alt="sucicegi" width="150" height="150" /></a>Su çiçeği nasıl bir hastalıktır?</h1>
<p>Su çiçeği varisella zoster adı verilen bir virüs tarafından meydana getirilen ateşli bir enfeksiyon hastalığıdır. Varisella zoster virüsü havada 1-2 saat canlı kalan ve çok hızlı çoğalan bir virüstür. Varisella zoster adlı bu virüsün bulaşıcılığı çok yüksektir. Kişiden kişiye daha çok hapşırma, öksürme ile havaya dağılan virüsün solunum yoluyla alınması veya göz ile teması sonucunda bulaşır. Ciltteki su çiçeği döküntüleri ile temas yoluyla da bulaşmaktadır. Su çiçeğinin kuluçka süresi yaklaşık 14-16 gündür.</p>
<p>Yüksek derecede bulaşıcı bir hastalık olmakla birlikte su çiçeği çocukluk döneminde çoğunlukla hafif seyreder ve ciltte kaşıntılı, küçük, yuvarlak lezyonlarla karakterizedir.   Teması izleyen ilk 4 gün içinde virüs üst solunum yolu lenf bezlerine yerleşerek çoğalmaya başlar. 7. günde karaciğer ve dalak başta olmak üzere diğer organlara dağılarak çoğalmayı sürdürür. 14. günde kişide ateş, başağrısı, karın ağrısı, halsizlik gibi genel belirtiler ortaya çıkar ve hemen ardından yüz ve saçların arka diplerinden başlayarak omuz ve sırta, daha sonra kol ve bacaklara yayılan içi sıvı dolu cilt döküntüleri kendini gösterir. Döküntü önce kırmızı kabarıklık şeklinde başlar daha sonra içi sıvı dolu hale döner. Hafif geçirilen su çiçeği enfeksiyonunda döküntü sayısı<br />
10-20 tane kadar az olabilmekle birlikte genellikle 300-500 adet döküntü oluşur, bu döküntüler zamanla kabuklanır ve yaklaşık iki hafta içinde  dökülür. Su çiçeği virüsü hasta kişinin döküntülerindeki sıvı ile temas veya burun ve boğaz sıvıları yoluyla yani solunum yoluyla yayılabilir.</p>
<p>Döküntüler kaşıntılı ve farklı boylardadır ve içinde sıvı bulunur ve 5-6 günlük bir süre içinde kabuklanarak kurur ve bulaştırıcılığını kaybeder. Gözlerde ve ağız içinde de döküntüler ortaya çıkabilir.  2-3 hafta devam eder ve hastalığı geçirmek kişide hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık sağlar. Ancak nadirende olsa ikinci kez su çiçeği çıkaran vakalar görülebilmektedir.</p>
<p>Son derece bulaşıcı olan su çiçeğini bir çocuğun evdeki ailesine bulaştırma oranı %90 olarak gösterilmektedir. Genel olarak çocukların toplu bulundukları ortamlarda, kreş ve okullarda bulaşma çok hızlıdır. Belirtilerin ortaya çıkmasından 2 gün öncesi ve 4-5 gün sonrasına kadar hastalık bulaşıcı konumdadır.</p>
<p>Su çiçeği aşısının kullanılmaya başlanmasından önce sadece Amerika’da yılda 3-4 milyon su çiçeği vakası görülmekteydi. Su çiçeğine bağlı komplikasyonlar nedeniyle yaklaşık 10.000 kişi hastaneye yatırılmakta ve yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetmekteydi.</p>
<p>Dünyanın her yerinde görülebilen su çiçeği enfeksiyonu sadece insanlarda görülen bir hastalıktır. Varisella zoster virüsünün ısıya dayanıksız olması nedeniyle salgınlar daha çok mevsim itibariyle Ocak-Mart ayları arasında pik yapar. Türkiye’de 20 yaşına kadar bireylerin yaklaşık %93’ü geçmişlerinde su çiçeğine maruz kalmışlardır.</p>
<p>Tüm vakaların yarısı 5-9 yaş arası çocuklarda görülür. 15 yaş üzeri nüfusun sadece %10’unun su çiçeği hastalığı geçirmediği tahmin edilmektedir. Su çiçeği vakalarının sadece %5’i erişkinlerde olmasına rağmen su çiçeğine bağlı ölümlerin %35’ini erişkinler oluşturmakta, yani hastalık ileri yaşta daha ağır seyretmektedir.</p>
<h1>Su çiçeği tehlikeli bir hastalık mıdır?</h1>
<p>Su çiçeği genellikle hafif seyreden bir hastalıktır ancak zaman zaman ağır geçirilen bir hastalık olarak ta karşımıza çıkabilmektedir. Su çiçeği çok bulaşıcıdır ve ciddi hastalığa ve hatta ölüme neden olabilmektedir. Su çiçeği zatürre’ye neden olabilmekte ve ciddi cilt enfeksiyonunun gelişmesi için önemli bir risk faktörü oluşturmaktadır. Bu ciddi ve derin enfeksiyonunun tedavisi antibiyotik kullanımı ve enfeksiyonun oluştuğu dokuların temizlenmesi için cerrahi müdahaleyi içermektedir.</p>
<p>Su çiçeği nedeniyle gelişebilecek problemlerin arasında en sık rastlanan cilt enfeksiyonlarıdır ve döküntülerin çeşitli bakterilerle enfekte olması sonucu ortaya çıkmaktadır.  Su çiçeğine bağlı ortaya çıkabilecek diğer sorunlar; bakterilerin neden oldukları zatürre, kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücre sayısında azalma, eklem iltihabı, karaciğer tutulumu ve kas koordinasyonunda bozulmaya yol açabilen beyin enfeksiyonunu içermektedir.  Su çiçeği; ağır zatürre, beyin enfeksiyonu (ensefalit ve menenjit), solunum yolu ve merkezi sinir sisteminde sorunlara da yol açabilmektedir. Beyin tutulumu özellikle 5 yaş altı çocuklarda ve 20 yaş üzerinde daha sıktır.</p>
<p>Hamileliğinin erken döneminde su çiçeği geçiren kadınlar, su çiçeği virüsünü bebeklerine bulaştırabilmekte ve bebekte doğumsal anormalliklere neden olabilmektedir (%2). Anne karnındaki bebekte ciltte yara izleri, etkilenen kol veya bacakta kısalıklar, gözlerde hasar, düşük doğum ağırlığı, beyin anormallikleri ve zeka geriliği gelişebilmektedir. Virüs bazen anne karnındaki bebeğin ölmesine ve düşüğe neden olabilmektedir. Doğumdan 5 gün önce ve 2 gün sonraki aralıkta gelişmiş su çiçeğinde ise bebek ölüm oranı oldukça yüksektir. Daha önce su çiçeği geçirmemiş ve aşılanmamış hamile bir kadın su çiçeği geçiren bir kişi ile karşılaşırsa mutlaka hekimine başvurmalıdır.</p>
<p>Annenin geçirmiş olduğu hastalıklar veya aşılar sonucunda o hastalıklara karşı vücudunda oluşmuş olan koruyucu antikorlar hamileliğin son aylarında ve doğum sırasında anneden bebeğe geçerek bebekleri hayatlarının ilk aylarında (yaklaşık 6-9 ay civarı) geçici bir süre için bu hastalıklardan koruyacaktır. Su çiçeği hastalığını geçirmemiş ve aşılanmamış bir annenin bebeği, annede bu hastalığa karşı koruyucu antikorlar olmadığı için bu antikorların bebeğine de geçme ihtimali olmayacağından,  doğduğu andan itibaren su çiçeği geçirme riskine sahip olacaktır. İlk bir yaş içinde geçirilen su çiçeğinin ağır seyrettiği ve sorunlara yol açtığı göz önünde bulundurulursa doğurgan yaşa gelmiş ve bebek sahibi olmayı düşünen ve su çiçeği geçirmemiş ya da aşılanmamış anne adaylarının aşılanmasının hem kendilerini hem de bebeklerini korumak açısından ne kadar büyük bir öneme sahip olduğu açıkça görülebilir.</p>
<p>Su çiçeği geçirirken aspirin kullanan çocuklarda Reye sendromu gelişebilmektedir. Reye sendromu ani karaciğer  ve beyin harabiyeti ile seyreden bir hastalıktır ve ölüm oranı yüksektir. Bu nedenle erişkin yaşa kadar çocukların aspirin kullanmamaları önerilmektedir ancak herhangi bir hastalık nedeniyle sürekli aspirin kullanmak zorunda olan kişiler bulunmaktadır. Bu kişilerin Reye sendromu riskinden korunmak amacıyla su çiçeği ve gribe karşı mutlaka aşılanmaları gerekmektedir.</p>
<p>Su çiçeğine bağlı olarak gelişme ihtimali olan ağır hastalık ve sorunlar, yaşa ve kişinin bağışıklık sistemine bağlı olarak değişmektedir. 1 yaşın altındaki küçük çocuklarda ve adolesan ve erişkinlerde su çiçeği çok daha ağır seyretmekte, su çiçeğine bağlı istenmeyen sonuçlar daha sık karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, bu grupta su çiçeğine bağlı zatürre %14-20 oranında görülmektedir. Su çiçeğine bağlı sorunların görülme sıklığı 1 yaş altında %6 iken, 15 yaş üzerinde %8’e yükselmektedir. Bununla birlikte sağlıklı çocuklarda da su çiçeği ağır seyredip ciddi sorunlara ve hatta ölüme yol açabilir.</p>
<p>Lösemi (kan kanseri) gibi bağışıklık sistemini baskılayan hastalığı bulunan çocukların su çiçeğine yakalanmaları halinde hastalık ağır seyretmekte ve ölüm oranı %7-28 arasında gerçekleşmektedir.</p>
<p>Su çiçeği geçirirken alınan varisella zoster virüsü, hastalık iyileştikten sonra sinir sisteminde uzun yıllar uykuda kalmaktadır. Bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönemde, özellikle de 50 yaş üzerindeki erişkin yaşlarda virüs yeniden harekete geçerek ağrılı, tek taraflı döküntüler şeklinde görülen “zona”ya neden olmaktadır.</p>
<p>Su çiçeği enfeksiyonu sırasında döküntü sayısı ne kadar çok ise “zona” oluşma olasılığı o kadar yüksektir. Dolayısıyla, su çiçeği hastalığı geçiren herkeste zona geçirme riski bulunmaktadır. Zona, bağışıklık sistemi zayıf ve lösemili çocuklarda %15 oranında ortaya çıkabilmektedir. Zona sonrası gelişen en önemli ve en çok görülen problem, döküntüler iyileştikten sonra da uzun süre devam eden ağrıdır.</p>
<h1>Su çiçeğinin tedavisi var mıdır?</h1>
<p>Su çiçeğinin spesifik tedavisi yoktur. Ateş düşürücü ilaçlar, kaşıntı giderici ilaçlar ve antiseptikler gibi hastanın şikayetlerini hafifletici bazı ilaçlar kullanılabilmektedir.  Ateş düşürücü olarak hekiminizin önerdiği bir ateş düşürücüyü kullanabilirsiniz. Kesinlikle Aspirin kullanılmamalıdır.</p>
<p>Hastalık genellikle 5-7 gün içinde kendiliğinden iyileşmektedir. Hastalığı geçirenler, doğal bağışık sayılmaktadırlar.</p>
<p>Yaygın ve ağır su çiçeği enfeksiyonlarında zatürre, beyin tutulumu veya ağır su çiçeğine bağlı gelişebilecek diğer komplikasyonlarda antiviral ilaçlar kullanılabilmektedir. Antiviral tedavi oldukça yüksek maliyetli bir tedavidir ve hastalığı tam olarak tedavi etmemekte, sadece seyrini hafifletebilmektedir.<br />
Yine su çiçeği geçirmesi riskli olan hastalarda (bağışıklık sistemi yetmezliği olan hastalar örneğin lösemili hastalar) su çiçeği başladıktan sonraki ilk 72 saat içinde antiviral tedaviye başlanmalıdır.</p>
<p>Daha önce sağlıklı olan ve su çiçeği geçirmekte olan çocuklarda antiviral tedavi rutinde önerilmemektedir. Döküntüler başladıktan sonra ilk 24 saat içinde başlanan antiviral tedavi hastalığın klinik belirtilerinin hafifletebilmektedir.</p>
<p>Su çiçeği en bulaşıcı hastalıklardan birisidir ve hastalığın bulaşmasını engellemek hemen hemen imkansızdır çünkü hasta kişi ile direkt olarak karşılaşmadan sadece aynı odaya girmekle bile bulaşabilmektedir.</p>
<p>Su çiçeği geçiren bir kişi ile karşılaşma sonrasında ilk 3 gün içinde;</p>
<p><strong>I) Su çiçeği aşısı uygulanabilir:<br />
</strong><br />
Su çiçeği geçiren bir kişi ile karşılaşma sonrası su çiçeği aşısı 3 gün (72 saat) içinde uygulanırsa koruyucu olabilmektedir. Bu süre 5 güne (120 saat) kadar uzatılabilmektedir.</p>
<p>Bu süre içinde uygulanan su çiçeği aşısı hastalığı tam olarak önleyebilmekte veya seyrini hafifletebilmektedir. Bu tarz koruyucu yaklaşım sağlık merkezlerinde ve hastalanan kişinin ev halkına önerilmektedir.</p>
<p>Su çiçeği virüsü ile karşılaşma sonrası su çiçeği aşısı uygulanması durumunda;</p>
<p>1) Su çiçeği virüsü ile karşılaşan kişiye virüs bulaşmış ise:<br />
a) aşı hastalık gelişmesini engelleyecek ve kişi hastalanmayacak, aynı zamanda da su çiçeğine karşı korunmaya sahip olacak,<br />
b) su çiçeği enfeksiyonu başladıysa hastalığın seyrini değiştirecek ve ciddiyetini azaltıp daha hafif seyretmesini sağlayacak</p>
<p>2) Su çiçeği hastası ile karşılaşan kişiye hastalık bulaşmamış ise; aşı ile korunma sağlanacak ve ileri dönemde su çiçeği virüsü ile karşılaşması durumunda koruma sağlayacaktır.</p>
<p>Hasta kişi ile karşılaşma sonrası aşılama durumunda aşılanan kişi halihazırda su çiçeği virüsünü aldıysa ve hastalık başladıysa, su çiçeği aşısına bağlı yan etkilerin artması söz konusu değildir.</p>
<p><strong>II) Su çiçeği immün globulini (VZV immünglobulini) uygulanabilir:<br />
</strong><br />
Su çiçeği immün globulini su çiçeği aşısının uygulanamadığı durumlarda, su çiçeği hastalığı geçirmesi riskli olan kişilere su çiçeği virüsü ile karşılaşma sonrasında uygulanabilmektedir.</p>
<p>Su çiçeği immün globulini ile karşılaşma sonrası ilk 96 saat içinde verildiğinde en etkindir. Su çiçeği virüsü ile karşılaşma sonrası su çiçeği immünglobulin uygulanmasına;</p>
<p>1) Kişinin hastalığı geçirip geçirmediği,</p>
<p>2) Karşılaşmanın enfeksiyona neden olup olmayacağı,</p>
<p>3) Kişinin su çiçeğinin riskleri açısından genel populasyondan daha fazla risk altında olup olmadığı değerlendirilerek karar verilir.</p>
<p>Bu gruplar;</p>
<p>1) Daha önce su çiçeği geçirmemiş kişiler</p>
<p>2) Su çiçeği enfeksiyonu geçirilmesinin riskli olacağı altta yatan durumu olanlar<br />
• Doğuma yakın bir zamanda (doğumdan 5 gün önce ile 2 gün sonra) annesi su çiçeği enfeksiyonu geçiren yenidoğmuş bebekler,<br />
• Bağışıklık sistemi zayıf bebekler (steroid tedavisi alan, doğumsal veya edinilmiş bağışıklık yetmezliği sendromu olan, lösemi veya lenfomalı çocuklar),<br />
• Su çiçeği geçirmemiş hamile kadınlar,<br />
• 28 haftalıktan küçük doğmuş veya 1000 kg’ın altında doğan ve hastanede yatmakta olan prematüre bebekler (annesinin su çiçeği geçirmiş olup olmadığı farketmez)<br />
• Annesi su çiçeği geçirmemiş, 28 haftalıktan büyük doğmuş prematüre bebekler</p>
<p>3) Su çiçeği geçiren kişi ile karşılaşma<br />
• Aynı evde yaşayan ve su çiçeği geçiren kişi ile sürekli temas<br />
• Su çiçeği geçiren bir çocuk ile kapalı ortamda 1 saatten uzun süreli temas<br />
• Su çiçeği geçiren kişi ile aynı hastane odasında yatmak veya yüzyüze yakın temas<br />
• Su çiçeği geçiren anne ile yakın temasta olan yeni doğmuş bir bebek</p>
<h1>Su çiçeği geçirildikten sonra bağışıklık</h1>
<h1>oluşur mu?</h1>
<p>Doğal su çiçeği enfeksiyonu geçirildiğinde bağışıklık sistemi sağlam olan kişilerde genellikle ömür boyu bağışıklık gelişir ve aynı kişi yeniden su çiçeği virüsü ile karşılaşırsa korunur ve hastalanmaz. Su çiçeği geçirmiş veya aşılanmış anneden doğan bebekler hayatlarının ilk aylarında annelerinden almış oldukları koruyucu antikorlar sayesinde hastalıktan korunurlar.</p>
<p>Su çiçeği geçirildiğinde oluşan bağışıklık su çiçeği virüsünün duyusal sinirlere yerleşip uykuda beklemesini ya da ileri bir dönemde yeniden aktive olup zona’ya neden olmasını engellemez.</p>
<p>Su çiçeği enfeksiyonu geçirmiş ya da aşılanmış kişilerde antikor tespiti ile koruyuculuk gösterilebilmektedir ancak hastalık veya aşılama hikayesi olan kişilerde antikorların gösterilemediği durumlarda koruyuculuğun olmadığı anlamına gelmemektedir. Hücresel bağışıklığın gelişmiş olması durumunda bu kişiler korunmaya devam edecektir. Ancak geçirilmiş hastalık veya aşılanma hikayesi olan 55-65 yaş civarındaki erişkinlerin %20’sinde hücresel bağışıklık tespit edilememektedir. Su çiçeği virüsüne bağlı Zona gelişme ihtimali hücresel bağışıklıkta azalma ile ilişkilidir.</p>
<h1>Kimler su çiçeği aşısı olmalıdır?</h1>
<p>Su çiçeği hastalığını geçirmemiş olan;</p>
<p>• Bir yaşından itibaren (tercihen 15 aylık) tüm çocuklar<br />
• Kreş ve okula başlayacak  olan çocuklar<br />
• Bağışıklık kriterleri uygun akut lösemili bireyler, immünyetmezliği olanlar<br />
• Kronik hastalığı bulunanlar<br />
• Organ nakli planlanan hastalar<br />
• Sağlık personeli<br />
• Kreş ve okul personeli<br />
• Çocukluk çağında aşılanmamış adolesan ve erişkinler.<br />
• Doğurgan yaşta olan ve gebe kalmayı planlayan anne adayları</p>
<p>www.suciceği.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/saglik/su-cicegi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk Hastalıkları</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/saglik/cocuk-hastaliklari.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/saglik/cocuk-hastaliklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 19:15:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bcg]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Boğmaca]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit-B]]></category>
		<category><![CDATA[Kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[sarılık]]></category>
		<category><![CDATA[Su Çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=461</guid>
		<description><![CDATA[Kızamık
Kızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığı. Kızamığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi bildirmiştir. Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911&#8242;de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir.
Kızamık, çocuk hastalıkları arasındadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>Kızamık</h2>
<p><strong>K</strong>ızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığı. Kızamığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi bildirmiştir. Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911&#8242;de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir.</p>
<p>Kızamık, çocuk hastalıkları arasındadır. Yetişkinlerde görülmemesi, bunların, çocuklukta kızamık geçirmiş olmalarına ve kalıcı bir bağışıklık kazanmalarına bağlıdır. Eğer çocukluğunda geçirmemişse, yaşlılığında bile geçirebilir. Kızamık, tükrük damlacıkları ile bulaşır. İyi havalandırılan, güneşli bir odada kızamığı alma ihtimali azalır. Sonbaharda hastalık artar. Kış aylarında, bilhassa Martta ve soğuk geçen Nisan aylarında en üst seviyeye çıkar. Salgınlar yapar. Yaz aylarında pek görülmez. Hastanın kullanmış olduğu çamaşır, oyuncak ve yemek kaplarının hastalığın bulaşmasında rolü yoktur. Fakat, kaşık, çatal temizlenmeden ve kısa bir zaman içinde duyarlı bir kişi tarafından kullanılırsa hastalığın bulaşmasında rol oynayabilir. Hastalığın mikrobu, hastaların öksürük ve aksırıkları ile atılan tükrük taneleri üzerinde birkaç saat havada serbest kalır. Teneffüs yoluyla alınarak vücuda yerleşir. Kızamığın kuluçka süresi 9-10 gün kadardır. Hastalık, hafif titreme ve ateş yükselmesi ile başlar. Nezle hali vardır. Çocuğun gözleri kızarmıştır ve ışığa bakamaz. Bademcikler şişmiştir. Öksürük de vardır. Kızamığın en kat&#8217;i belirtisi olarak ağız içinde yanak mukozasında gri-beyaz renkte, iğne başı büyüklüğünde çevresi koyu kırmızı lekeler olan koplik lekeleri görülür.</p>
<p>Nezle, öksürük ve konjoktivit (göz iltihabı) ile geçen 3 veya 4 günden sonra 39-40°C devam eden ateş düşmeye başlar ve bunu takiben kulak ardından, alından ve saçlı deriden başlayan ufak pembe-kırmızı döküntüler ortaya çıkar. Öksürüğün görünmesinden sonra ateş tekrar yükselir, nezle ve konjonktivit daha da artar. Döküntüler, bütün vücuda yayılır, 5-7 gün içinde kaybolur. Kızamık, belli belirsiz seyredebildiği gibi, ölüme kadar götürebilecek derecede ağır da seyredebilir. Vücudun direncini kıran bir hastalıktır. Dolayısıyla seyri esnasında vücutta bulunan birçok fırsatçı mikroorganizma çeşitli iltihabi hadiselere yol açabilir: Orta kulak iltihabı, ağız iltihabı, gastroenterit, zatürre larenjit, bronşit, menenjit, beyin iltihabı gibi.</p>
<p>Kızamık, üç yaşın altında, yaşlılarda ve hamilelerde tehlikelidir. Beslenmesi bozuk, küçük çocuklarda, zatürre ile birlikte genellikle ölüme yol açmaktadır. Hasta sık sık havalandırılan, güneş gören bir odaya yatırılır. Odanın ısısı 18-22°C arasında olmalıdır. Ateşli dönemde süt, sütlü yiyecekler, meyve suları, et suyu verilir. Hasta isterse, haşlama veya ızgara etler, yumurta, taze meyve ve sebze yedirilmesinde mahzur yoktur. C vitamini faydalıdır.</p>
<p>Kızamığın özel bir ilacı bulunmamaktadır. Hasta, nezle ve döküntü bitinceye kadar ayrı bir odada yatırılır. Ağız temizliğine dikkat edilir. Gerekirse, ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar verilir. Ortaya çıkan başka hastalıklar da varsa tedavi edilir. Kızamığın ihbarı (haber verilmesi) mecburidir. Hastanın en az 9 gün tecridi gerekir. Salgınlarda, nezleli çocukları okula göndermemelidir. Canlı kızamık aşısı, korunmada çok faydalıdır. 12 aylık ikenaşı yapılmalıdır. Kızamık, daimi bir bağışıklık bıraktığından, bir defa geçiren bir daha geçirmez. Salgınlarda kızamıktan korunmak için, yerine göre hassas çocuklara kızamık serumları da uygulanabilir. Kızamık aşısı ile çocuk çok hafif bir kızamık geçirmekte ve bir daha kızamık olmamaktadır.</p>
<h2>BCG</h2>
<p>Verem veya tüberküloz, ana etkeni Mycobacterium tuberculosis (Koch basili) olan enfeksiyon hastalığıdır.</p>
<p>Hastalığa halk arasında ince hastalık da denilmektedir. Verem, asıl olarak akciğerlerde yerleşen, fakat kan ve lenf yoluyla tüm vücuda dağılabilen bakteriyel, bulaşıcı, süreğen bir hastalıktır.</p>
<p>Bacille Calmette ve Guérin adlı iki araştırmacı, 1920’lerin sonunda vereme karşı bir aşı geliştirmişlerdir. Bu iki araştırmacının adına atfen bu aşıya BCG adı verilmiştir.</p>
<p><strong>Özellikleri </strong><br />
Bilinen en eski hastalıklardan birisi olmasına, sebebinin kesin olarak bilinmesine, 50 yıldır tedavisinin mümkün olmasına ve üstelik korunabilir bir hastalık olmasına karşın, hala dünyada en yaygın ve ölümcül bulaşıcı hastalıklardan biri olmaya devam etmekte ve yılda üç milyonu aşkın kişi verem nedeniyle kaybedilmektedir. Yerküre üzerinde yaşayan her üç kişiden birisi tüberküloz ile karşılaşmış ve onunla tanışmış durumdadır. Halen yılda 8 milyon yeni verem hastası teşhis edilmektedir.</p>
<p>Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde nüfusun çok büyük bir bölümü Mycobacterium tuberculosis bakterisi ile çocukluğunda karşılaşmıştır. Hastalık farkedilmeden geçirildikten sonra, bakterinin çok dirençli olması nedeniyle, vücutta uyur bir şekilde kalır. Kişinin savunma sisteminin zayıfladığı durumlarda yeniden hastalık oluşturma potansiyeline sahiptir. Hastalanan kişinin tanısı konulduktan sonra mutlaka en az 6 ay süreyle ilaç tedavisi görmesi gerekmektedir. Tedavi ile iyileşme görülen hastalar Verem Savaş Dispanseri &#8216;ne kontrole giderler. Önceleri sık olan kontroller daha sonra hastanın durumuna göre daha seyrek olur.</p>
<p><strong>Teşhisi</strong><br />
Hastalığın teşhis edilmesi için PPD[2] ve Quandiferon[3] adı verilen tahliller vardır. PPD, erişkin kişilerde çok da anlamlı olmaz ama Quandiferon kesin sonuç verir. Ancak PPD&#8217;nin sonucu 3 günde alınırken Quandiferon&#8217;un sonucu 2 haftada alınır. Hastalık sırasında sedimantasyon yükselir. Kullanılan ilaçların bir çok yan etkisi olabilir.</p>
<p><strong>Tedavisi </strong><br />
Tedavide rifampisin, isoniazid, pirazinamid veya etambutol içeren antibiyotikler kullanılır. Etambutol, görme alanını bozabilir ve kontrol altında tutulması gerekir. Bu ilaçlar çeşitli allerjik tepkilere yol açabilmektedir. Genellikle doktorlar hastanın bol meyve ve yiyecek yemesini önerir.</p>
<h2><strong>Çocuk Felci</strong></h2>
<p>Çocuk felci, (Poliomyelit) özellikle omurilikteki kasların kasılmasını başlatan sinir hücrelerine zarar veren bir virüsün (Polia virus) yolaçtığı bulaşıcı enfeksiyondur.</p>
<p><strong>Belirtileri </strong><br />
Genellikle yaz ve sonbahar aylarında küçük yerel salgınlar biçiminde ortaya çıkan çocuk felci, 40 °C&#8217;ı bulan yüksek ateş, şiddetli baş ağrıları, bulantılar ve sırt ağrılarıyla başlar. 4-5 gün sonra kasları iki yanlı, ama bakışımsız olarak etkileyen gevşek felç yerleşir, 2-3 hafta sonra, bazı kaslar bütünüyle normale döner, bir bölümüyse hiç düzelmez.</p>
<p><strong>Yayılması </strong><br />
Virüs, hastaların çıkardığı dışkı yoluyla yayıldığı için, çevre sağlığı koşullarına dikkat edilmeyen çağlarda büyük salgınlara yol açmış, koşullar düzeltilince, daha çok çocukları etkilemeye (adı buradan kaynaklanır) başlamış, ağız yolundan verilen aşı uygulamasının yaygınlaşmasıyla, büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.</p>
<h2>Difteri</h2>
<p>Difteri, halk arasında kuşpalazı olarak da bilinen, corynebacterium diphteriae isimli mikroorganizmanın boğaz, burun, göz ve derideki yaralarda yerleşmesiyle ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalık.</p>
<p>Bebeklerin 2-4 ve 6. aylarında tatbik edilen DBT karma aşısı içinde yer alan ve difteri mikrobunun toksininin sayıflatılmasıyla yapılan difteri aşısının yaygın olarak kullanılması sebebiyle, günümüzde aşılanmayanlarda tek tük ortaya çıkan bir hastalıktır.</p>
<p>Difteri basili, düz veya hafif bükük silindir şeklindedir. Kalınlık ve boyları değişiktir. 34-38 derecede ürerken toksinini (zehirini) salgılar. Toksin, insan ve bütün hayvanlar için oldukça tehlikelidir. Dokularda harabiyet ve sinirlerde felç yapar.</p>
<p>Difteri oldukça yaygın bir hastalıktır. Soğuk mevsimlerde daha fazla görülür. İki yaşından önce sadece burun ve yara difterisi şeklinde raslanır. Çocuğa annesinden geçen antikorlar onu bir süre hastalıklardan korur. Kuşpalazı tablosunu yapan tipik difteri özel bir anjin türüdür. Tipik hastalığını yapabilmesi için boğazın lenf dokusunda ve özellikle bademciklerde tutunması gerekir. Bademcikler ancak iki yaşından sonra olgunlaştıklarından ancak bu yaşlarda hastalığa duyarlık başlar. Daha sonra çocuk dış çevre ile temasa geçer. Oyun yaşında devamlı olarak sıcak-soğuk ve dış ortam etkilerine maruz kalır. Boğazda adi bakteri iltihapları olur, doku direnci kırılır. Bu arada difteri basili de girerse, hastalığın özel tablosu meydana gelir. Bir şahıs erişkin yaşlarına kadar difteri basili ile temas etmemiş ise her yaşta hastalığa yakalanabilir. Büyüklerin hastalığı çocukların hastalığına göre daha hafif geçmektedir.</p>
<p>Difterinin bulaşmasında hastalar ve taşıyıcılar rol oynamaktadır. Portör denilen taşıyıcılar hastalığı bulaştırabilme özelliğinde olan ancak kendileri hastalık belirtilerini gösteremeyen kişilerdir. Bunlar boğaz salgıları ile devamlı olarak difteri basilini yayarlar. Hastanın kullandığı çamaşır, havlu, yemek takımları, oyuncaklar, vasıtasıyla bulaşabilir.</p>
<p>Difterinin kuluçka dönemi ortalama 2 ila 4 gün arasında değişir.</p>
<p><strong>Hastalık belirtileri </strong><br />
Difteri mikrobu, yerleşmiş olduğu organa göre değişik belirtiler yapar. Tek başına difteri denince boğaz difterisi anlaşılır. Ayrıca gırtlak difterisi (krup), burun difterisi vardır.<br />
Boğaz difterisi<br />
Sinsi olarak başlar. Hastalarda neşesizlik, halsizlik, iştahsızlık olur. Bazan titreme ile 39-40 °C&#8217;ye çıkan ateş, başağrısı ve kusma ile başlayabilir. Toksinin kana karışmasının ilk günlerinde nabız hızlanır. Hastanın rengi soluk sarıdır.</p>
<p>Difteri basili genellikle bademcikler üzerinde, bazan da yutak üzerinde yerleşmiştir. Bademcikler kızarmıştır, hafif şiştir. İlk 24 saat sonunda, bademcikler üzerinde sarı-gri renkte bir-iki nokta belirir, sonra bunlar genişleyerek bir gün içinde bütün bademcik yüzeyini kaplayan yalancı bir zar yapar. Bu zar giderek çevreye yayılır. Hastanın ağzı fena kokar. Çevre dokular şişmiştir. Yutak daralır, yutmayı imkânsız bir hale getirir. Yalancı zar, gırtlağa doğru da ilerleyerek, nefes almayı da zorlaştırır. Yalancı zar, altındaki mukoza (örtüye) sıkıca yapışmıştır. Zorlanarak kaldırılırsa, altındaki mukoza kanar. Zarı kaldırılmış mukoza üzerine ertesi gün bakılırsa yeniden zar meydana geldiği görülür.</p>
<p>Difteride boyundaki lenf bezeleri şişer, bu bezeler basmakla ağrılıdır. Hastalığın başlangıcında görülen başağrısı, solukluk, halsizlik, hızlı nabız, idrarda protein bulunması mikrobun zehirinin kana geçmesi ile ilgili belirtilerdir. Her geçen gün bunlar biraz daha ilerler. Kaslar iyice gevşer, hasta çok halsiz ve sıkıntı içindedir. Bazan şuur bozuklukları ve havale görülebilir. Şiddetli durumlar koma ile sonuçlanır. En mühim belirtiler dolaşım sisteminde görülür. Önce nabız sayısı artar. Hastalığın ikinci haftasında tansiyonu oldukça düşen hastanın uçuk olan rengine morarma da eklenir. Kalp sesleri giderek zayıflar, nabız sayısı azalır, kalp yetmezliğe girer. Çünkü zehir, kalp kasına da etki eder. Ağır vakalar ve zamanında tedaviye alınmayanlar, genellikle ikinci haftanın sonunda ölürler. Hiç idrar yapamama hali, ölümün yakın olduğunun habercisidir. Zehirlenmenin çok fazla olduğu vakalarda ağız ve burun kanamaları olur ki bunlar da ölümle sonuçlanır.</p>
<p>Difteri en çok anjinle karışır. Hekimin bunu nazarı dikkate alması gerekir.<br />
Gırtlak difterisi (Krup)</p>
<p>Genellikle 1 ila 5 yaşları arasında bulunan çocukların tehlikeli bir hastalığıdır.</p>
<p><strong>Hastalığın 3 dönemi vardır.</strong><br />
Disfoni (Ses kısıklığı) dönemi<br />
Ateş, öksürük ve ses kısıklığı ile sinsice başlar. İlk zamanlar, bir soğukalgınlığı şeklindedir. Öksürük çift sesli havlar gibi ve serttir. Ses telleri şiştir ve kızarıktır. İlk günlerde küçük olan yalancı zarlar hızla yayılır şişlik artar. Ses kısıklığı 2-3 gün sürer.<br />
Ara ara gelen nefes darlığı dönemi<br />
Şişlik ve yalancı zarlar, solunumu engellemektedir. Hava daralmış aralıktan geçerken bir ses çıkartır. Nefes darlığı nöbetleri, hastanın heyecanlanmasından sonra veya kendiliğinden olur, birkaç saate kadar sürer. Başlangıçta nöbetler arası uzundur. Sonra gittikçe sıklaşır, ileri dönemde nöbet sırasında çocuk boğulur gibidir.<br />
Nefes alamama dönemi<br />
Gırtlak difterisinin sonudur. Sinir sistemi tembelleşir, refleksler zayıflar. Hasta aldatıcı bir sükunete girer. Kalp hızlı çarpar, solunum çok sathidir. Renk soluk mavi olur. Bundan sonra komaya giren hastada, arada sırada görülen havalelerle hayat sona erer.</p>
<p>Gırtlak difterisi, ya burun difterisinden sonra veya boğaz difterisinin yayılması ile olur.<br />
<strong>Burun difterisi </strong><br />
Belirtisi azdır, en mühimi tek veya iki yanlı burun akıntısıdır. Hastalık eskidikçe akıntı koyulaşır, cerahatlı ve kanlı bir nitelik alır. Çok kez akıntı nezle sanılarak önem verilmediğinden hastalık geç tanınır. Burundan zehirin kana karışması az olduğundan kalp ve damar belirtileri ve felçlere rastlanılmaz. Uzun süre tedavisiz kalan burun difterisi zehiri iç kulağı etkileyerek sağırlık yapabilir. Bazan gırtlak difterisine yol açabilir.</p>
<p>Burun difterisi genellikle iki yaşından önce görülür.<br />
Solunum yolları dışı mukoza difterileri</p>
<p>Kulak difterisi nadirdir. Burunda veya boğazda bulunan difteri mikroplarının östaki borusu aracılığı ile orta kulağa geçmesinden olur. Ateş, kulak ağrısıyla başlar. Zar delinebilir. Cerahatli bir akıntı vardır.</p>
<p>Göz difterisi de nadirdir. Genellikle boğaz, burun difterisi bulunanların mikrobu, gözlere bulaştırması sonucu meydana gelir. Tedavi edilmezse körlükle neticelenir.<br />
Dölyolu difterisi</p>
<p>Daha çok yaralanmalarda ve cinai düşüklerde veya nadir olarak operasyonlar (ameliyatlar) sonucunda görülmektedir. Mikrop, tozlarla yara üzerine gelir veya taşıyıcı kişilerden bulaşır. Değişik büyüklükte yuvarlak, oval veya düzensiz sınırlı, gri-sarımtrak renkte deri gibi kalın bir cerahat örtüsü yapar. Had vakalar kısa sürede, müzmin olanlar ise birkaç ayda kendiliğinden iyi olur.</p>
<p><strong>Difteri felçleri </strong><br />
3 ila 7 hafta içinde meydana gelirler. Felçlerin en çok görüldüğü yerler yumuşak damak, göz, kalp, yutak, gırtlak, diyafram adalesi, çevresel sinirler ve bacaktır. Bu felçler, mikrobun zehirine bağlı olarak hasıl olur. Felç olan organların vazifelerini yapamamalarına bağlı olarak değişik belirtileri ortaya çıkar. Mesela yumuşak damak felç olursa, hastanın içtiği su, burundan gelir ve hım hım konuşur. Hasta iyiliğe dönerse, bu felçlerde yavaş yavaş iyileşir.</p>
<p>Difteri teşhisinde kullanılan Schick Testi, hastalarda çok defa pozitiftir. Hastanın kanında toksine (zehire karşı) savunma cisimciklerinin (antitoksin) bulunmadığını gösterir.</p>
<p><strong>Tedavi </strong><br />
Hasta yatak istirahatine alınır (1.5-2 ay). Özel tedavi antitoksik serumla yapılır. Bu serum kandaki difteri zehrini, etkisiz hale getirir. Ayrıca difteri zehiri, böbrek üstü bezini de etkilediğinden bu hastalara kortizon ihtiva eden ilaçlar iyi gelir. Direkt olarak difteri basilini öldürmesi için de yüksek doz antibiotik gerekir. Hastaya serum takılır. Ağızdan da uygun sulu besinler verilir.</p>
<p>Gırtlak difterisinin nefes darlığı döneminde hayat kurtarıcı olarak, çok kere boğazı dışardan delip, havanın buradan kolay giriş-çıkışını sağlamak gerekebilir ki, bu işleme, trakeostomi ismi verilir.</p>
<p><strong>Difteriden korunma </strong><br />
Bunu sağlamak için:</p>
<p>1. Hastalar, tecrit edilmelidir.<br />
2. Difteri mikrobunu taşıyan şahıslar testlerle tesbit edilip tedaviye alınmalıdır.<br />
3. Her çocuğa okul öncesi yaşlarında difteri aşısı yapmalıdır. Okullarda ve sağlık ocaklarında bu aşı, karma aşılar içerisinde uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>Tarihçe </strong><br />
1826 da Pierre Bretonneau tarafından klinik bulgular tarif edilerek Difteri adı verilmiştir. Bretonneau membranöz kruplu bir hastada kızıldan difteriyi ayırarak tarif etmiştir. 1923 de hastalığın emin ve etkili aşısı bulunarak uygulamaya konmuştur. 1883 de difteri basili Edwin Klebs tarafından tarif edilmiş ve Friedrich Loeffler tarafından kültürü yapılmıştır ve bu nedenle de 1884 den itibaren Klebs-Loeffler basili adı verilen bu basilin hastalığın etyolojisinden sorumlu olduğu kabul edilmiştir. 1888 de Emile Roux ve Alexandre Yersin basilin imal ettiği ekzotoksini tarif ederek myokardit ve nöritin nedenlerini açıklamışlardır. 1893 de Behring toksinin antitoksin tarafından nötralize edilerek insan ve hayvanlarda immunite sağladığını göstermiştir. 1924 de Ramon toksini formalinle birleştirerek toksoid yapmış ve immünizan ajan olarak kullanmıştır.</p>
<h2><strong>Su Çiçeği</strong></h2>
<p><a href="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/09/sucicegi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-462" title="sucicegi" src="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/09/sucicegi.jpg" alt="sucicegi" width="285" height="300" /></a>Su çiçeği (varisella) &#8220;varisella-zoster&#8221; virüsünün sebep olduğu, vücutta kaşıntılı, kırmızı döküntüler, yorgunluk ve ateş ile kendini gösteren bulaşıcı bir hastalık türüdür. Su çiçeği döküntüleri ilk olarak gövde ve yüzde ortaya çıkar. Hastalık, çoğunlukta çocuk yaştaki kişilerde görülür.</p>
<p><strong>Bulaşma yolları </strong><br />
Su çiçeği son derece bulaşıcı bir hastalıktır ve insandan insana direk temas veya enfekte kişinin aksırması ya da öksürmesi esnasında havaya yayılan virüsün diğer kişiler tarafından solunmasıyla bulaşır. Hasta kişi ilk döküntülerin belirmesinden 1-2 gün öncesinden başlayarak vücuttaki tüm içi sıvı dolu döküntüler kabuk bağlayana kadar geçen süre boyunca hastalığı bulaştırmaya devam eder. Enfekte bir kişiyle temas yoluyla su çiçeği virüsünü alan kişide su çiçeği hastalığının ortaya çıkması 10-20 gün olabilir. A tipi su çiçeği, su çiçeği geçirmiş hastalarda görülür. Kırmızı noktalar halinde başlar, normal su çiçeğindeki gibi noktaların içi sıvı ile dolmaz yalnızca uçları kızarır.</p>
<p><strong><br />
Nasıl bir hastalıktır? </strong><br />
* Genelde 1-14 yaş arası çocuklarda görülür, yetişkinlerde de görülebilir.<br />
* Kış ve bahar aylarında görülme sıklığı artar<br />
* Döküntüler gövdeden ekstremitelere doğru yayılım gösterir<br />
* Su çiçeği, çocuklarda genellikle 5-15 gün boyunca devam eden bir hastalıktır.<br />
* Okuyan çocuklarda 9-10 günlük okula devamsızlık süresine yol açar.<br />
* Su çiçeği hastalığına yakalanan çocukların yarısı yüksek ateş, şiddetli kaşıntı ve rahatsızlığa yol açan döküntüler, sıvı kaybı ya da baş ağrısı gibi semptomlar sebebiyle doktora başvurmaktadırlar.<br />
* Her 10 çocuktan 1’inde de, yine doktor müdahalesi gerektiren, cilt enfeksiyonları ya da diğer ciddi enfeksiyonlar, kusma ve ishale bağlı sıvı kaybı, zatürre gibi ciddi sorunlara yol açabilir.<br />
* Su çiçeği hastalığına bağlı ciddi sorun görülme riski daha yüksek olan gruba küçük çocuklar, gençler, yetişkinler ve hastalık ya da uzun süreli ilaç tedavisine bağlı olarak bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler girmektedir.<br />
* Nadiren de olsa birden fazla bu hastalığa yakalanan olur.<br />
* Ayrıca hiçbir sağlık sorunu olmayan ve su çiçeği hastalığına yakalananlarda yaşamını yitirenlerde olmuştur.</p>
<p><strong>Tedavi </strong><br />
* Hastalık su çiçeği aşısı ile önlenebilir.<br />
* Hastalık görüldüğü yerlerde vücudu kaşımak enfeksiyon kapmalarına sebep olabilir.<br />
* Hastalığa yakalanan özellikle çocuklarda tırnak bakımının yapılması ve ellerin temiz tutulması önemlidir.<br />
* Genelde evde tedavilerde, çocuklardaki ateşi düşürmek için aspirin asla kullanılmamalıdır.</p>
<p><strong>Kimler su çiçeği aşısı olmalıdır? </strong></p>
<p>* Su çiçeği hastalığını geçirmemiş olan<br />
* Bir yaşından itibaren (tercihen 15 aylık) tüm çocuklar<br />
* Kreş ve okula başlayacak olan çocuklar<br />
* Bağışıklık kriterleri uygun akut lösemili bireyler, immünyetmezliği olanlar<br />
* Kronik hastalığı bulunanlar<br />
* Organ nakli planlanan hastalar<br />
* Sağlık personeli<br />
* Kreş ve okul personeli<br />
* Çocukluk çağında aşılanmamış adolesan ve erişkinler.<br />
* Doğurgan yaşta olan ve gebe kalmayı planlayan anne adayları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/saglik/cocuk-hastaliklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

