<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çocuk ve Gelişimi &#187; Makaleler</title>
	<atom:link href="http://www.cocukvegelisimi.com/konu/makaleler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cocukvegelisimi.com</link>
	<description>Çocuk ve Çocuk Gelişimi Hakkında Herşey</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 20:00:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ANNE BENİ TAŞISANA &#8211; ANNE BENİ KUCAĞINA AL</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/anne-beni-tasisana-anne-beni-kucagina-al.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/anne-beni-tasisana-anne-beni-kucagina-al.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Sep 2011 20:17:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1932</guid>
		<description><![CDATA[

 Yavaş yavaş bebeklik döneminin bittiği ve çocuk olma yolunda atılan adımların başladığı 1 yaş dönemi, çocuk için en heyecanlı dönemdir.Uzun aylar boyunca arabalara, pusetlere ve bir başkası tarafından taşınmaya bağımlı yaşayan çocuk, artık iki ayağının üzerinde durabilmekte, düşe kalka da olsa istediği her yere gidebilmektedir.Bu dönem çevresel uyaranların etkisiyle birlikte kişiliğin oluştuğu, çocuğun bağımsızlığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.egiticioyuncak.net/" target="_blank"><img src=http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2010/09/reklam1.jpg border="0"></a>

</-> <p>Yavaş yavaş bebeklik döneminin bittiği ve çocuk olma yolunda atılan adımların başladığı 1 yaş dönemi, çocuk için en heyecanlı dönemdir.Uzun aylar boyunca arabalara, pusetlere ve bir başkası tarafından taşınmaya bağımlı yaşayan çocuk, artık iki ayağının üzerinde durabilmekte, düşe kalka da olsa istediği her yere gidebilmektedir.Bu dönem çevresel uyaranların etkisiyle birlikte kişiliğin oluştuğu, çocuğun bağımsızlığını kazanmaya başladığı bir dönemdir.Artık, çevreyi tanıma, karıştırıp dökme; kısacası keşif zamanıdır.Ebeveynler açısından yorucu ve</p>
<p>zorlu bir süreç olmasına karşın, ilk adımların atıldığı bir yaş ve sonrası çocuğun psikososyal gelişimi bakımından hayati önem taşımaktadır.Yürümek, bir birey olarak başkalarından bağımsız hareket etmek o kadar önemlidir ki bizim için basit gibi görünen o birkaç adım çocuk için kendi deneyimlerini oluşturmaya başladığı uzun bir sürecin de başlangıcıdır.Yürümeye başlayan çocuk, kendi öz güvenini geliştirmekte, kendi deneyimlerini oluşturmakta ve neyi, nasıl yapabileceğinin de sınırlarını test etmektedir.Bu dönemde çocuk artık eskisi kadar yardıma ihtiyaç duymaz, kendi başına özgürce hareket eder.2 yaş civarı ise koşmaya başlayabilir, başkalarından farklı bir birey olduğunun bilincine varır.Hareketleri daha ustaca, kıvrak ve enerjiktir.</p>
<p>İsteklerini bilinçli olarak ifade etmeye başlar.Bir takım kişilik özellikleri net bir biçimde ortaya çıkar.İşte tam da bu yaşlarda inat çağı dediğimiz dönem başlar.Kendi başına yapabileceklerinin sınırını belirlemeye çalışırken başkalarının da onun isteklerine nasıl tepki vereceğini ölçmek ister.Daha önceden sorun çıkarmadan yaptığı şeyleri gereksiz yere reddetmeye ve yapmamaya başlar.Olur olmaz her şeye direnç gösterir.Açıkçası bir iki yaşlar arası ebeveynler açıcından sorunlu, yorucu ve zorlu bir dönemdir diyebiliriz.İşte tam da bu noktada, ebeveynler çocuklarının artık yürüdüğünü, elinden tutarak onu her yere götürebileceklerini düşünürken ilginç bir başka davranış biçimi ortaya çıkar.O, her yere kendi başına gitmek için direnen, hızla yürüyüp koşan çocuk gitmiş yerine sürekli kucağa alınmak isteyen, mızmızlanan ve sorun çıkaran bir çocuk gelmiştir.Kapıdan dışarıya adım atıldığı andan itibaren çocuk, annesinin bacaklarına sarılarak kucakta taşınması istemeye başlar.Bu davranışa ‘beni kucağına al sendromu’ denmekte ve her çocuk bu süreci yaşamaktadır.Genel olarak bakıldığında, bu masum bir davranıştır ve annesiyle yakınlaşmak isteyen çocuk bu tensel teması sürekli kılmak istemektedir.Bununla birlikte farklı nedenler de vardır.Bilindiği gibi dışarı çıkıldığı anda çocuk bu davranışı sergilemektedir.Çocuk açısından dışarısı bilinmezlerle dolu, ürkütücü, farklı bir dünyadır.Yalnız kalabileceğinden, annesinin onu bırakabileceğinden korkabilir.Sebebi ne olursa olsun, bu davranışı gösteren çocuğa karşı ailelerin davranışı önemlidir.Kucağa alınmak isteyen çocuğun bu isteğinin her seferinde yapılması ya da hiç yapılmaması ayrı sorunlara sebep olur.Her defasında kucağa alınan çocuk, bir süre sonra sorumluluk almaktan ve kendini ifade etmekten kaçınmaya, kendisinin yerine getirmesi gereken davranışları başkalarından beklemeye başlar.Eğer çocuk, kucağa alınmak istediği her sefer reddedilirse, öz güveni düşük, korkak, bağımsızlığını kazanamamış bir birey olur.Bu nedenle, böyle bir davranışı gösteren çocuğa karşı ebeveynler kararlı, tutarlı ve ilgili bir tutum belirlemek zorundadırlar.Unutulmamalıdır ki bu bir süreçtir ve 3,5 – 4 yaş civarı sona erer.Çocuk kucağa alınmasını istediğinde, aileler küçük oyunlar yaparak çocuğun dikkatini başka yöne çekerek konuyu eğlenceli bir hale getirebilirler.Alış veriş sırasında küçük bir paketi taşıması için ona vermek ve yardımı olmaksızın bunu taşıyamayacağını söylemek ya da alışveriş arabasını itmesini istemek iyi bir yöntemdir.Ayrıca, ‘hadi beni yakala’ oyunu oynamak ve küçük adımlarla birbirini yakalamaya çalışmak,kaldırımda seksek oynamak her iki tarafı da çok eğlendirir.Yolda yürürken, geçen arabaları saymak ya da renklerine göre sınıflandırmak yararlı olduğu kadar öğreticidir ve çocuğun dikkatini kucak ısrarından uzaklaştırır.Bütün bu oyunları yapmanın dışında bilinmelidir ki; çocukların bacakları küçük ve kısa olduğundan, bir yetişkinin bir adımda aldığı mesafeyi yaklaşık olarak 2-3 adımda alır.O nedenle yürümek çocuk için gerçekten oldukça yorucudur.</p>
<p>Çocuğun yorulduğu fark edildiğinde kucağa alınma isteği reddedilmemeli bir süre sonra tekrar yürümeye teşvik edilmelidir.Yürüdüğü süre içinde onu taktir etmek,artık büyüdüğünü ve kendi başına pek çok şeyi yapabileceğini söylemek çocuğun motivasyonunu sağlayacağı için önemlidir.Çocuklar gerçekleştirdikleri her şey için olumlu geri bildirim almak isterler.Hem sözel hem de bedensel olarak desteklendiklerini duymak ve görmek o davranışı pekiştirir.Bu nedenle olumlu olan her davranışı taktir edin,onaylayın,destekleyin.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.ozgurbilge.com/">http://www.ozgurbilge.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/anne-beni-tasisana-anne-beni-kucagina-al.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda 2 Yaş Sendromu…</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocuklarda-2-yas-sendromu.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocuklarda-2-yas-sendromu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 19:04:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim Yaklaşımları]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[agresif çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda iki yaş sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[iştahsız]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[sinirli çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1477</guid>
		<description><![CDATA[






 Anneler Çocuğunuz 2 Yaşında İse Dikkat!
 
Çocuklar iki yaşında daha sinirli daha agresif olabiliyor. Bu durum hem çocuğun hem de annenin psikolojisini oldukça etkilerken birçok anne yaşanılan sorunlar karşında nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Reem Nöropsikiyatri Merkezi Kurucusu Dr Mehmet Yavuz Çocukları derinden etkileyen anne ve babaları zor durumda bırakan 2 Yaş Sendromu hakkında açıklamalarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="border-collapse: separate; color: #000000; font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px; font-size: medium;"><span style="border-collapse: collapse; font-family: Verdana; font-size: 12px;"><strong><span>Anneler Çocuğunuz 2 Yaşında İse Dikkat!</span></strong></span></span></p>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong><span>Çocuklar iki yaşında daha sinirli daha agresif olabiliyor. Bu durum hem çocuğun hem de annenin psikolojisini oldukça etkilerken birçok anne yaşanılan sorunlar karşında nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Reem Nöropsikiyatri Merkezi Kurucusu Dr Mehmet Yavuz Çocukları derinden etkileyen anne ve babaları zor durumda bırakan 2 Yaş Sendromu hakkında açıklamalarda bulundu.</span></strong></p>
<div><strong>2 Yaş Sendromu nedir?</strong></div>
<p><span>“Çocuklarda yaklaşık 1,5 yaşında başlayarak 3,5yaşına kadar devam eden zorlu bir dönemdir. Bu dönemde çocuk daha saldırgan ve inatçı tavırlar sergileyebilir. Çocuklar bir yaşından sonra çevresindeki her şeyle daha çok bağlantı kurar adeta keşif yapmaya başlar. Kendirini ve isteklerini çevresindeki herkese kabul ettirme çabası içindedir. Birey olma yolundaki adımlarını attığı için huysuz ve ısrarcı tavılar sergilemesi doğaldır. Çünkü 2 yaşına kadar anne ve babasına bağımlı yaşayan çocuk yürüme ve konuşmanın başlamasıyla kendini ifade etme yollarını arar. Dolayısıyla sosyalleşmenin ilk adımlarını atmaktadır. Çocukların yaptıkları davranışlar değişim gösterebilir. Anne ve babaların davranışlarındaki farklılıklar da durum değişikliği yaratabilir.</span></p>
<p><span>Bu dönemin 2 Yaş sendromu olarak adlandırılmasında ki tek sebep ise çocuğun kendini ve çevresini keşfetme çabaları karşında ailenin davranışları sebebi ile sık sık ebeveynler ve çocuk arasında çatışmaların yaşanmasıdır.”</span></p>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong><span>Çocuğun Davranışlarında ne gibi değişiklikler olur?</span></strong></p>
<div><strong> </strong></div>
<div>—Ağlama</div>
<div>—Başını duvara vurma</div>
<div>—Aşırı inatlaşma</div>
<div>—Bağırma</div>
<div>—Elindeki oyuncak, eşya vb nesneleri fırlatama</div>
<div>—İştah kesilmesi</div>
<div>—Israrcı davranışlarda bulunma</div>
<p><span>Aşırı tepki olarak saç ve yüzüne zarar verme ya da anne ve babasına saldırma gibi eğilimlerde de bulunabilir.</span></p>
<p><strong><span>Hangi Durumlar bu Problemin Yaşanmasında Daha Etken Rol Oynar?</span></strong></p>
<p><span> —Anne ve babanın engelleyici ve aşırı koruyucu davranışları(‘aman dikkat kırarsın, aman dikkat dökersin gibi söylemler’)</span></p>
<div>—Kardeşler arasındaki kıskançlık</div>
<div>—Temizlik konusundaki ısrarcılık</div>
<div>—Tuvalet eğitimi</div>
<div>—Herhangi bir konuda engellenme</div>
<p><span>—Aile içindeki anne ve babanın bir birine şiddet uygulaması</span></p>
<p><span>—Yiyecek ve içecekler konusunda anne ve babanın ısrarcı tutumu</span></p>
<div>—Çocuğun gün içerisinde enerjini harcayamaması</div>
<p><span>—Anne ve babanın yeterince ilgilenmemsi de çocuğu ilgi çekmeye zorlayarak inatçı tavırlar sergilemesine sebep olabilir.</span></p>
<p><strong><span>Anne Ve Babalar Bu durum Karşısında Nasıl Bir Davranış Sergilemeli?</span></strong></p>
<div><strong> </strong></div>
<div>“Ebeveynler bu durumu doğal bir davranış olarak karşılamalıdır.</div>
<p><span>Baskıcı ve engelleyici tavırlardan uzak durmalıdır. Çocuklar yaşları ilerledikçe sizin davranışlarınıza ve verdiğiniz eğitime alışacaktır.</span></p>
<p><span>İştahsızsa yiyecekleri onun sevebileceği hale getirebilirisiniz ona özgü yiyecekler yapabilirisiniz. Her şeyi oyun diliyle anlatarak öğretmeyi deneyebilirisiniz. Sizin istediğiniz davranışları sergilemediği zaman ona öfkeli davranmamalısınız. Kendinize mutlaka zaman ayırmalısınız sizin moral bozukluğunuz da ona karşı olan davranışlarınızı etkileyebilir.</span></p>
<p><span>Sinirlendiğinde ona bağırmak yerine onu yalnız bırakın. Çocuğunuzu bu tavırlardan dolayı normal dışı değerlendirmeyin yaşı ilerledikçe sizi daha çok anlayacak ve uyum sağlayacaktır.</span></p>
<p><span>Dikkate alınması gereken bir konu da çocuğun sinirli olduğu zamanlarda her istediğinin yapılmamasıdır. Sadece sakin davranılmalıdır. Eğer aile kendi başına bu sorunu çözemiyorsa psikolojik destek alabilir. Unutmayın ki bu dönem gelişim sürecinin bir parçasıdır.”</span></p>
<div>Nöroloji Uzmanı</div>
<div>Dr. Mehmet Yavuz</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocuklarda-2-yas-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocuk-egitiminde-dikkat-edilmesi-gerekenler.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocuk-egitiminde-dikkat-edilmesi-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 21:44:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim Kurumları]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşitli Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1330</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklar eğitimleri esnasında hem sosyal hem de psikolojik yönden farklı gelişmeler kaydediyorlar.
VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü&#8217;nden Pedagog Güzide Soyak, çocuğun eğitiminde anne ve babanın tutumu konusunda ipuçları veriyor.
Çocuğun eğitiminde kreş mi, anne mi daha fazla önemlidir?
Çocukluğun ilk yıllarında temel güven duygusunun oluşumunda anne-çocuk ilişkisi çok önemlidir. Anne, çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayan, güvendiği kişidir. Anne-çocuk arasındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar eğitimleri esnasında hem sosyal hem de psikolojik yönden farklı gelişmeler kaydediyorlar.</p>
<p>VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü&#8217;nden Pedagog Güzide Soyak, çocuğun eğitiminde anne ve babanın tutumu konusunda ipuçları veriyor.</p>
<p>Çocuğun eğitiminde kreş mi, anne mi daha fazla önemlidir?</p>
<p>Çocukluğun ilk yıllarında temel güven duygusunun oluşumunda anne-çocuk ilişkisi çok önemlidir. Anne, çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayan, güvendiği kişidir. Anne-çocuk arasındaki ilişki olumlu geliştiği takdirde çocuğun sosyal yaşamının en önemli adımı olan okul öncesi kurumunu da kabulü kolay olacaktır. İhtiyaçları görülen, saygı gösterilen ve tutarlı davranılan çocuk kendisi ile ilgili olumlu algı geliştirecektir. Okul öncesi kurumlar, çocukların ailesi dışında tanıdığı ilk ve en büyük sosyal ortamdır. Burada ilgi ve becerilerini keşfederken sosyal sınırları da öğrenecektir. Anne dışında ilk defa öğreten ve temel bakımını takip eden bir figürle, öğretmenle karşılaşacaktır. Kavram becerileri gelişirken fiziksel, sosyal ve duygusal gelişimi de hızlanacaktır.</p>
<p>Anne – babanın tutumu nasıl olmalıdır?</p>
<p>Genel tutumlarımız içinde aşırı koruyucu davranma dikkat çekmektedir. Çocukların hangi yaş döneminde, hangi beceriyi kazanması gerektiği bilinmekle birlikte daha kısa sürede yapılan ve kendilerinin uğraşmasını en aza indiren anne merkezli eğitim tercih edilmektedir. Tuvalet eğitiminin kazanılması için acele ederken 3 yaşındaki çocuğun kendi başına yemek yemesine izin verilmemektedir. Zamanında kazanılmayan temel beceriler ilerleyen yıllarda sorumluluklarını üzerine almaktan kaçan çocuk tablosunu ortaya çıkartmaktadır. Sürekli hatırlatılan beceriler anne-çocuk ilişkisinin bozulmasına neden olmaktadır. Bağımlı ilişki, çatışmalı ilişkiye kolaylıkla dönmektedir.</p>
<p>Okula başlama yaşı kaç olmalıdır?</p>
<p>2 yaş sonrasında oyun grupları adı altında çocuğun sadece 2-3 yaşıtı ile serbest oyun oynadığı, annelerinin yanından ayrılmadığı en fazla 2 saatlik yuva deneyimi ile başlanabilir. Haftanın bir-iki günü bu tekrarlanabilir. Bu dönemde farklı ortama alışan ve anneyi daha az kontrol eden çocuklar için ayrılmanın dikkatli düzenlendiği bir yuvada 3 yaş sonrasında her gün 3 saatlik programlara katılınabilir. Çocuğun uyumuna bakılarak süre ve gün artırılabilir.</p>
<p>Kreş ve yuvaların çocuğun sosyal ve psikolojik gelişimindeki önemi nedir?</p>
<p>Çocuk anaokulunda sosyal kabul ve sınırları öğrenir. Beraber yapılan temel becerilere yönelik tekrarlar gelişmesini sağlar. Arkadaşları ile yemek yerken, oyun oynarken bireysel değil, grup sınırlarını da öğrenir. Becerileri gelişen çocuk kendini keşfeder. Diğer çocuklarla arasındaki farkı görür. Rekabet duygusu gelişir. Bebeksi, bağımlı davranış tepkileri kabul edilmediği için sorumluluklarını süratle üstüne alır. Duygusal gelişimi de hızla ilerler.</p>
<p>Anneye bağlılığın yararları ya da zararları neler olabilir?</p>
<p>Bebekliğin ilk yıllarında anne-bebek arasında bağımlı bir ilişki vardır. Bebeğin bakımından sorumlu kişi annedir. İhtiyaçları karşılanırken annenin tutarlı ve yeterli ilgisi temel güven duygusunun da oluşmasını sağlar. Anne-çocuk arasındaki bu bağımlı ilişkinin çocuğun becerilerinin gelişmesi ve bireyselleşmesinin artması ile azalması beklenir.</p>
<p>alıntıdır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocuk-egitiminde-dikkat-edilmesi-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Robin Sharma: En Büyük Risk, Risk Almamaktır</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/robin-sharma-en-buyuk-risk-risk-almamaktir.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/robin-sharma-en-buyuk-risk-risk-almamaktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 18:43:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[Risk Almamaktır]]></category>
		<category><![CDATA[Robin Sharma: En Büyük Risk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1328</guid>
		<description><![CDATA[- Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.
- İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.
- Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.
- Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.
- Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.
- İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.
- Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.
- Birinci sınıf bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.<br />
- İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.<br />
- Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.<br />
- Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.<br />
- Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.<br />
- İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.<br />
- Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.<br />
- Birinci sınıf bir dinleyici ol.<br />
- Diğer insanlara karşı tutkulu bir şekilde ilgili ol.<br />
- Yüzünde gülümse eksik olmasın.</p>
<p>İnsanlar çalıştıkları şirketlerinde pozisyonları veya ünvanları ne olursa olsun, “<strong>liderlik davranışı</strong>” sergileyebilirler.</p>
<p>1.) Kendinize ait kişisel bir felsefeniz (nasıl bir kişi olmak istediğiniz) ve net hedefleriniz olsun. Bunları yazın, haftada bir okuyun.<br />
2.) Günün en zorlu işi, sabah yapacağınız ilk işiniz olsun.<br />
3.) Her gün düzenli olarak en az %1′lik bir ilerleme sağlayın.<br />
4.) Düşünmek için kendinize zaman yaratın. Sabahları bir saat erken kalkın (3 hafta sonra alışırsınız).</p>
<p>Kişisel felsefeniz, değerleriniz ve hedeflerinizi bulmanıza yardımcı olmak için şu soruyu cevabı tükenene kadar tekrar tekrar sorup, her defasında da ayrı cevaplar vermenizi istiyor:</p>
<p>- “Hayatındaki en önemli şey ne?”</p>
<p>Daha sonra aynı şeyi şu 2 soru için de yapmanız gerekiyor:</p>
<p>- “Hayatımda gelişmesi gereken şey ne?”<br />
- “En çok neyi yapmaktan pişmanlık duyuyorsun?”</p>
<p>1.000 kişi ile yapılan bir araştırmada insanların en fazla “<strong>pişmanlık</strong>” duyduğu üç şey şöyle sıralanmış:</p>
<p>1.) Keşke daha fazla dinlenmek için vakit ayırabilseydim.<br />
2.) Keşke kendimi (duygularımı, değerlerimi, …) daha iyi ifade edebilseydim.<br />
3.) Keşke daha fazla sevgiyle dolu ilişkiler kurabilseydim.</p>
<p>Yukarıdaki diz dize, göz göze yöntemiyle olmasa dahi, cevaplarını sürekli gözden geçirmemiz gereken üç başka soru da:</p>
<p>- Ne olmak istiyorsun? (Öldükten sonra nasıl anılmak isterdin kapsamında)<br />
- Hayattaki en büyük korkuların ne?<br />
- Başarısız olmayacağını önceden bilme şansın olsaydı ne iş yapmak isterdin?</p>
<p>Kendi hedeflerinizi belirlerken <strong>olumlu referans noktaları</strong> belirlemek, daha önceden kendimizde göremediğimiz potansiyelin açığa çıkmasını sağlar. Eğer referans noktalarınızı dünya ölçeğinden seçerseniz de, umutsuz anlarınızda dahi bu referanslar size güç verecektir:</p>
<p>- Çocuklarımız: Koşulsuz sevgi ve sınırsız merak<br />
- Lance Armstrong: Sebat etme ve direnme gücü<br />
- Richard Branson: Hayatın her anını dolu dolu yaşamak<br />
- Madonna: Kendini yeniden keşif etmek<br />
- Peter Drucker: Hayat boyu öğrenmeyi sürdürmek<br />
- Nelson Mandela: Cesaret ve insanlıkçı olabilmek</p>
<p><strong>Liderlik</strong> sizle başlar. Yani kendinizle…</p>
<p>- Verdiğiniz sözleri tutun. Yaptığınız işte çok iyi olun ki, sizi umursamamazlık yapamasınlar. Fark yaratın.<br />
- Günlük ufak da olsa büyük işler için aksiyon alın.<br />
- Size ters gelen, kabul etmekte zorlandığınız işlerden kaçmayın, üzerine üzerine gidin. Gelişim ile beraber değişimi de içselleştirin. İnsanoğlunun en mutlu olduğu anlar büyüdüklerini, yani geliştiklerini gördükleri zamanlardır.<br />
- Aç kalın. Başarı kadar başarısızlığı davet eden başka bir şey yoktur. Başarılı oldukça açlık seviyeniz de artsın.<br />
- Yapabileceklerinizin altında söz verin, fazlasını yapın. O ekstra kilometreyi gitmekten kaçınmayın. Sonuçta insanlara beklediklerinden daha fazlasını verin.</p>
<p>Bunlar da “<strong>başarı</strong>” için verdiği taktikler:</p>
<p>- Sabahları erken kalkın. Mesela 4′de veya 5′te. İlk yarım saati kendinize ayırın. Kahve eşliğinde sessiz bir ortamda gününüzü planlayıp kişisel hedeflerinizle karşılaştırın. Kitap okuyun, düşünün. Bu yarım saat kutsal zamandır.<br />
- Sağlığınızı birinci öncelik yapın. Düzenli spor yapın; sağlıklı yemekler (yağsız, bol sebze, bol su ve vitamin takviyesi) yiyin. Kısaca, sağlığınızı birinci öncelik yapmak için kalp krizi geçirmeyi beklemeyin.<br />
- Sağlıktan sonra en önemli öncelik aile. Özellikle çocuklarınızla kaliteli vakit geçirin, onları tanıyın.<br />
- Hayattaki en önemli amacınız ne ise her gün onun için mutlaka birşeyler yapın.<br />
- Her gün sonunda o günü değerlendirin. Hedeflerinizi gözden geçirin.</p>
<p>Zor ve pek de keyif almadığınız bir iş yapıyorsanız (mesela bir alışkanlığınızı değiştirmek, bir korkunuzu yenmek gibi) kendinize en azından 30 günlük bir süre tanıyın. Her gün %1′lik bir aşama kaydedin. Bu bir ayda %30 demek. %1 zaman içinde mutlaka galip gelir.</p>
<p>Hayatta hayal ettiğimiz “<strong>değişiklikleri</strong>” yapmamıza engel olan dört faktör var:</p>
<p>- Korku: Bilinenin bilinmeyene olan üstünlüğü. Korktuğun şey neyse, artık korkmayana kadar onun üstüne git.<br />
- Başarısızlık: Başarısız olmak istemediğimiz için denemeye dahi kalkışmamak. Oysa en büyük başarısızlık denemeyi başaramamak.<br />
- Unutmak: Kitaplardan veya seminerlerden öğrenip heyecan duyduğumuz konuları günlük hayatın karmaşası içinde unutma eğiliminde olmak. Öğrendiğimiz en değerli şeyleri yazarak sürekli görebileceğimiz yerlere asmak bir çözüm olabilir.<br />
- İnanç eksikliği: Çoğu kişide kişisel gelişim konularına karşı alaycı bir tutum var. Bu belki de çocukluk yaşlarında yaşanan bazı başarısızlıklardan kaynaklanıyor olabilir. Oysa başarıya giden yol başarısızlıklardan ve risk almaktan geçiyor.</p>
<p>Ve şimdi de sırada “<strong>mutlu olma</strong>” sırları var:</p>
<p>- Yeni bir araba sizi sadece birkaç hafta mutlu eder. Yeni bir ev bir kaç ay. Gerçek mutluluğun anahtarı “hizmetkarlıkta.” Diğer insanlara “yardım” etmekte. Aldıklarımızın değil, verdiklerimizin üzerine inşa edilen bir hayat gerçek mutluluğu getirir.<br />
- Hayatı kendi değer ve kurallarınla yaşa. Kendi yarışını koş. Rüyalarına karşı saygılı ol.<br />
- Ünvansız yaşamayı öğren. (Bu arada bir arkadaşının verdiği kartvizit onu çok etkilemiş, kartında isminin altında ünvan olarak “Human Being” [İnsanoğlu] yazıyormuş.)<br />
- Para kazanmanın kötü bir yanı yok. Ancak para birinci önceliğe çıktığında, sen basamakların en üstüne çıksan bile içinde bir boşluk, eksiklik hissedersin. Kimse mezarda senin ne kadar zengin olduğunla ilgilenmez.</p>
<p><strong>En büyük risk, risk almamaktır.</strong></p>
<p>Harcanacak en kötü şey ise hayatın kendisi. Sen doğduğunda ağlarken, bizler gülüyorduk. Öyle bir hayat yaşa ki, öldüğünde sen gülerken dünya ağlasın.</p>
<p>alıntıdır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/robin-sharma-en-buyuk-risk-risk-almamaktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Son Konuşma</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/1324.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/1324.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 23:17:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[hayal gücü]]></category>
		<category><![CDATA[son konuşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1324</guid>
		<description><![CDATA[Son Konuşma adlı kitabın tanıtımını yapmak üzere aratırma yaparken rastladığım bu yazıyı okuyunca çok etkilendim, daha iyisini yazmam mümkün olmadığı için sizlerle aynen paylaşmak istedim.  Tunç Kılınç&#8217;ın yüreğine emeğine sağlık diyorum.
Çocuklar Odalarının Duvarını Boyamak İstiyorsa, Bırakın Boyasınlar. Evin Satış Değeri Düşmez!
Bunu söyleyen Randy Pausch. “The Last Lecture” ile adını duyduğum bir üniversite hocası o.
Öğrencilerinin “hayatınız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son Konuşma adlı kitabın tanıtımını yapmak üzere aratırma yaparken rastladığım bu yazıyı okuyunca çok etkilendim, daha iyisini yazmam mümkün olmadığı için sizlerle aynen paylaşmak istedim.  Tunç Kılınç&#8217;ın yüreğine emeğine sağlık diyorum.</p>
<p>Çocuklar Odalarının Duvarını Boyamak İstiyorsa, Bırakın Boyasınlar. Evin Satış Değeri Düşmez!</p>
<p>Bunu söyleyen Randy Pausch. “The Last Lecture” ile adını duyduğum bir üniversite hocası o.</p>
<p>Öğrencilerinin “hayatınız boyunca sadece bir kere karşılabileceğiniz türden bir insan” diye nitelendirdiği bir kişi. Esasında bunu söyleyen sadece öğrencileri değil, onu tanıyan veya okuyan herkes aynı şeyi ifade ediyor.</p>
<p>Yapacağınız bir dersin veya bir seminerin size verilen “son konuşma” şansı olduğunu bilseydiniz, dünyaya hangi gerçeği haykırmak isterdiniz? Dinleyicilere neyi miras olarak bıraktığınızı söylerdiniz?</p>
<p>Carnegie Mellon Üniversitesi’deki “The Last Lecture” semineri işte bu amaçla yapılan bir organizasyon. Son konuşmanız olsa bu, tüm yaşadıklarınızla geride kalanlara ne dersiniz?</p>
<p>Carnegie Mellon Randy için ilk başta kabul edilmediği bir üniversite! Sonradan araya giren bir arkadaşının referansı ile okula kapağı atabilmiş.</p>
<p>“Çocukluk Rüyalarınızı Gerçekleştirmek” [Really Achieving Your Childhood Dreams] başlıklı bir konuşma yapmak üzere kürsüye çağrılıyor 46 yaşındaki Randy Pausch. Yaklaşık bir saatlik konuşmasını dinleyen 400 kişi var salonda.</p>
<p>Bu konuşma daha sonra YouTube’a düşüyor. Neden yaşadığını bilmeyen çok sayıda insanın hayata yeniden tutunmasını sağlayan bu video ağızdan ağıza çabuk yayılıyor. Bir üniversite profesörünü dinlemek için milyonlarca insan giriyor YouTube’a. (Ülkemiz otoritelerince çok zararlı görülen bu site bizde halen “yasaklı.” Gülmeyin!)</p>
<p>Randy Pausch…</p>
<p>Dünyada “sanal gerçeklik” (virtual reality) öncülerinden, insan-bilgisayar ilişkisi (human-computer interaction) araştırmacısı, hocalık yaptığı Carnegie Mellon Üniversitesi’nin Eğlence Teknolojileri Merkezi‘nin kurucularından ve Alice isimli yazılım projesinin yaratıcısı.</p>
<p>Evlenmek için 39 yaşına kadar neden beklediği sorulunca, “mutluluğu benim mutluluğumdan daha önemli olacak kişiyi bulmak için bekledim” diyen Randy; Jai ile evlendikten sonra (şimdi 2, 3 ve 6 yaşlarında olan) üç çocuğun babası olmuş.</p>
<p>Evet, “bu yapacağınız son konuşma olsa, dinleyicilere neler aktarırdınız?”</p>
<p>Randy’nin kürsüye çıkmadan önce bu durumu hayal etmesine ise gerek yok. O zaten 2006′da yakalandığı pankreas kanserinden kurtulamayacağını ve öleceğini 1 ay önce öğrenmiş ve son aylarını yaşadığını bilerek çıkıyor dinleyicilerin karşısına. 18 Eylül 2007′deki bu konuşma onun gerçekten de son semineri oluyor.</p>
<p>Ve salondakilerin beklentisinin tersine onun anlattıkları “ölüm” üzerine olmuyor. O, zorlukların nasıl üstesinden gelinebileceğini, bizim başkalarının rüyalarını gerçekleştirmelerine nasıl yardım edebileceğimizi ve elimizdeki tek gerçek şeyin zaman olduğunu anlatıyor.</p>
<p>Yani “yaşamı” anlatıyor Randy. İnatla inandığı kendi doğrularını… Sık sık kahkalarla kesilen, ayakta alkışlanan… (video ingilizce, süresi 85 dakika, ilk 8 dakikası Randy’nin kürsüye çağrılmadan önceki tanıtımları.)</p>
<p>Son Konuşma:</p>
<p>Hatırı sayılır sayıda makale okudum Randy Pausch hakkında. Yaşadıkları, yaptıkları, inandığı doğrular…</p>
<p>“Doğrular” demişken!</p>
<p>Birçokların hani çok ‘klişe‘ bulup da, bir türlü kendi hayatlarına uyarlamakta zorlandığı doğrular… Benzerlerini bir yerlerde okuduğunda fare imlecini sağ üstteki kapat ‘x’ine hemen götürüp, beynin ‘dur biraz daha oku’ dediği, aklın ise bir sonraki kaçılacak sekmede olduğu anlara denk gelen doğrular bunlar!</p>
<p>Neyse…</p>
<p>Gerek bu video’da, özellikle de hayatının son aylarında altını çizerek verdiği mesajların bir özetini paylaşmak istiyorum şimdi sizlerle:</p>
<p>– Kalın duvarların olmasının bir nedeni var. Onlar, istediğimiz şeyleri gerçekten ne kadar istediğimizi kendimize ispat etmek için oradalar. Onlar bizim için değil, “diğer” insanları durdurmak için oradalar. Çocukluk rüyalarına inanmayanlar için… Çünkü tecrübe denen şey, istediğini alamadığında elde edilen şeyin adı.</p>
<p>Sıfır yerçekiminde olmak, Amerikan Futbol Ligi’nde (NFL) oynamak, World Book ansiklopedisine bir makale yazmak, Kaptan Kirk olmak, kocaman hayvan oyuncaklardan kazanmak ve Walt Disney’nin hayal üreticilerinden biri olmak gibi çocukluk rüyaları olmuş Randy’nin. Ve çoğunu gerçekleştirmiş.</p>
<p>Belki NFL’de oynayamamış ama idmanlarda çok şey öğrenmiş. Bir de Kaptan Kirk olamamış! “Olsun, tanışıp sohbet ettik ama” diyor <img src='http://www.cocukvegelisimi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>– Bir gün, düşündüğünüzden daha az zamanınız olduğunu farkedebilirsiniz. Bu yüzden başkasının değil kendi hayatınızı yaşayın. Başkalarının düşüncelerinin değil, kendi kalbinizin peşinden koşun.</p>
<p>– Başkalarına yardımcı olun. Aile, akıl hocalarımız ve arkadaşlarımız… Onlar, kendi rüyalarımızın gerçek olmasında bize yardımcı olanlar. Biz de başkalarına, kendi rüyalarını gerçekleştirmesine imkan sağlayabiliriz.</p>
<p>– Varacağınız noktaya tek başına, başkalarının yardımı olmadan varamazsınız. Peki insanlar kimlere daha fazla yardım etmeye meyilli olurlar? O zaman sen nasıl bir insan olmalısın ki, yalnız kalma!</p>
<p>Bilgisayar Bilimleri profesörü olmasına rağmen, derslerinde hep öğrencilerinin nasıl ‘diğer kişilerle birlikte çalışma ihtiyacı’ olduğuna öncelik vermiş. Özellikle de kendilerinden ‘çok farklı’ diğer kişilerle.</p>
<p>‘Building Virtual Worlds‘ isimli kendi yarattığı bir ders buna iyi bir örnek. Her dönem sanat, tasarım, drama ve bilgisayar okuyan toplam 50 öğrenci alıyor dersine. Sağ ve sol beyinleri farklı çalışan bu öğrencileri ufak gruplara ayırıyor. Gruplar iki hafta boyunca kendi özgür iradeleri ile seçtikleri bir proje üretip, tasarlıyorlar ve sonrasında uygulamaya geçirip tüm sınıfın önünde yaptıklarını test ediyorlar. Bir dönemde değişen grup elamanlarıyla toplam 5 proje üretiyorlar. Bu ders daha sonra okulun en fazla talep gören, en eğlenceli dersi oluyor.</p>
<p>– Kısaca içindeki eğlenceli ve meraklı çocuğu asla kaybetme. Ve kendine değil, başkalarına odaklan. Çünkü sadakat iki yönlü bir sokak. [Öğrencilerinin hemen hepsinin Randy'nin diğer projelerinde gönüllü çalışmak istemesi buna iyi bir örnek.]</p>
<p>– Ne yaparsan yap, keyif al. ["Ben ölüyorum ve hala yaşadığım anlardan, günlerden keyif alıyorum. Son güne kadar da almak için çaba göstereceğim" diyor.]</p>
<p>Randy’nin keyif alarak ürettiği projelerden biri de Alice; Carnegie Mellon’da tüm dünya çocuklarına açık, yaratıcı düşünceyi geliştirmeye yönelik bir kaynak. Çocukların üç boyutlu animasyonları kendi kendilerine yaratabildikleri, eğlenerek bilgisayar programcılığına adım attıkları bir proje. Bugün Amerika’daki üniversitelerin %10′undan fazlası Alice’i kullanıyor. Ayrıca dünyanın en çok satan oyunlarından olan “The Sims” bile Alice kullanılarak geliştirilmiş. Ve program ücretsiz, herkes indirebiliyor.</p>
<p>Bu noktada kendisine verilen bir tavsiyeyi hatırlıyor: “İnsanlara her fırsatta hayattan keyif almaları gerektiğini anlat. Bu esasında bir balığın ’suyun önemini’ anlatmasından farklı değil.”</p>
<p>– Kimse yüzde yüz kötü olamaz. Sana göstermeleri için ne kadar beklemek zorunda kalırsan kal, bekle. Herkesin içindeki en iyi tarafı göreceksin. Sonunda insanlar seni şaşırtacak ve kendilerine hayran bırakacaklar. Birine kızıp sinirleniyorsan, ona henüz yeterince zaman vermedin demektir.</p>
<p>– Vazgeçmek yok. Kefalete razı olma. En değerli altın pislik varillerinin dibinde.</p>
<p>– Doğruyu söyle. Her zaman, her koşulda. Ve içten ol. Samimiyetinden kimse kuşku duymasın.</p>
<p>– Hata yaptığında özür dile. (Şu üç şeyi sırasıyla söylemektir “özür dilemek” diyor: ‘özür dilerim’, ‘benim hatamdı’, ‘düzeltmek için ne yapabilirim?’ Özellikle sonuncusunu birçoğumuz atlıyoruz. Oysa özür dilerken ne kadar samimi olduğunuzun en önemli göstergesi o son soru.)</p>
<p>– Geri besleme için bir döngü oluştur ve “dinle.” Bir şeyleri berbat ettiğinde bunu sana söyleyen kimse yoksa, artık senden vazgeçtiler demektir. Orada daha fazla bulunma.</p>
<p>– Bir şeyde çok iyi ol. O “şey” seni değerli kılacak.</p>
<p>– Minnettarlığını göster ve şikayet etme, daha çok çalış. Şikayet etmek için harcadığımız enerjinin onda birini sorunu çözmeye harcayabilsek, işlerin ne kadar düzeldiğine de şaşıracağız. Şikayet etmek, bir strateji olarak işe yaramaz. Hepimiz sınırlı zaman ve enerjiye sahibiz. Sızlanmakla geçirdiğimiz her saniye, bizi hedeflerimizden uzaklaştırdığı gibi mutsuz de eder.</p>
<p>– Hazırlıklı ol. Şans, hazırlığın fırsatla buluştuğu andır.</p>
<p>“Rüyaları gerçekleştirmekten” bahseden konuşmasının sonunda dinleyicilere iki muziplik yaptığını söylüyor:</p>
<p>Birincisi: “Hayat, rüyaları gerçekleştirmek değildir! Onu nasıl yönettiğindir.”</p>
<p>– Bize dağıtılan kartları değiştiremeyiz, bu doğru; ancak eli nasıl oynadığımız bizim seçimimiz. Hayatını doğru yönlendirirsen “karma” senin için gerisini halleder.</p>
<p>İkincisi: “Bu konuşma size değildi. Çocuklarım içindi.”</p>
<p>Şimdi, Randy Pausch’un (ölümü beklemek yerine) kalan son aylarında yaptıklarına bakalım biraz:</p>
<p>The Wall Street Journal yazarı Jeffrey Zaslow‘ın teklifi ve yardımıyla kitap yazmaya karar veriyor. Kitabın adı Carnegie Mellon’da yaptığı son konuşmadan yola çıkarak: “The Last Lecture” (Bizde yayınlanan Türkçe çevirisi “Son Konuşma.”) Kimsenin beklemediği bir hızda kitap (Randy hayattayken) Nisan 2008′de satışa çıkıyor.</p>
<p>“The Last Lecture” çok kısa bir sürede The New York Times’ın ‘En Çok Satan” kitabı olmayı başarsa da, o; “benim için önemli olan ilk 3 kopyaydı” diyor. Bu kitap çünkü onun çocuklarına mirası. Tıpkı yaptığı “son konuşma” gibi.</p>
<p>Sigara veya alkol gibi sağlığa zararlı bağımlılıkları olmayan, düzenli sporunu yapan ve düzenli beslenen Randy’nin yakalandığı pankreas kanseri, sinsice büyüyen ve erken teşhis şansı pek vermeyen, bilinen en ölümcül dördüncü kanser türü. Hastaların sadece %4′ü beş seneyi görebiliyormuş.</p>
<p>Son 30 yılda tıbbın çaresiz kaldığı ve pek bir gelişme sağlamayadığı bu kanserin tedavisine A.B.D. hükümetinin de pek bir umudu kalmamış olsa gerek ki, araştırma için verdiği finansal desteği minumuma indirmiş. Randy’nin Mart 2008′de ‘Pancreatic Cancer Action Network‘ adına Amerikan Kongresi’nde yaptığı konuşma hastalar için ne kadar ışık olacak, belli değil.</p>
<p>Adını sıkça duyup, başarılarıyla gurur duyduğumuz Türk asıllı Amerikalı doktor Mehmet Öz‘ün de yer aldığı Oprah Show’da, Randy ‘Son Konuşması’sının bir özetini yapıyor ve üçü; pankreas kanserinden, umuta; son günlerinde yapmak istediklerinden, hayata kadar birçok konuda hoş bir sobet yapıyorlar.</p>
<p>Ayrıca ABC Televizyonu’nda, Randy Pausch için özel hazırlanan “Yaşamınız İçin Bir Aşk Hikayesi” programının video’suna da bir ara göz atabilirsiniz.</p>
<p>Time dergisi onu ‘2008 Yılının En Etkileyici 100 Kişisi’nden biri ilan ediyor. Pittsburgh şehri 19 Kasım’ı ‘Randy Pausch günü’ ilan ediyor. Google ana sayfasından onun anısına “son konuşma”nın linkini veriyor.</p>
<p>Bu arada A.B.D. Başkanı George Bush ona bir mektup yazıp, milyonlarca insana umut, motivasyon kaynağı ve örnek olmasından dolayı teşekkür ediyor.</p>
<p>Randy’yi Bush’dan aldığı mektuptan daha çok memnun eden şey ise farklı; “Lost” TV dizisi ve “Mission Impossible III” filmi gibi birçok yapıma imza atmış ünlü yönetmen J.J. Abrams’dan gelen bir mail. Ona, Mayıs 2009′da vizyona girmesi beklenen yeni Star Trek filminde dilerse ufak da olsa bir rol alabileceğini söylüyor. 2-3 saniye de olsa bu filmde oynaması, eşiyle birlikte gittiği Hollywood’ta ona muhteşem anlar yaşatıyor.</p>
<p>18 Mayıs 2008 tarihinde Carnegie Mellon Üniversitesi mezuniyet törenine de beklenmedik bir ziyarat yapıyor. Onu, yeni mezunlara kısa bir konuşma yapmak üzere kürsüye alıyorlar hemen:</p>
<p>“Hayatı uzun değil, ‘iyi’ yaşamak önemli olan.”</p>
<p>“Ölüm döşeğinde yaptıklarımızdan değil, ‘yapmadıklarımızdan’ pişman olacağız. Aptalca yaptığım, hatta utandığım sayısız hatam oldu. Hiçbiri de bugün beni rahatsız etmiyor. Ancak tutkuyla istediğim şeylerin çoğuna bir şekilde elimi değdiremeseydim, işte o durumda bugün pişmanlık hissederdim.</p>
<p>Tutkunuzu bulamadıysanız aramaya devam edin. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak size şunu söyleyebilirim ki; o tutkuyu materyalde veya parada bulamayacaksınız. Ne kadar çok eşyanız veya paranız varsa, sonra çevrenize dönüp baktığınızda bunları ölçü olarak kullanacak ve her zaman sizden daha fazlasına sahip olanları göreceksiniz.”</p>
<p>Bu arada unutmadan…</p>
<p>Genç yaşlarında severek aldığı üstü açık bir arabası oluyor Randy’nin. Hafta sonları ufak kuzenlerini alıp gezmeye de bayılıyor. Bir gün kuzenlerin annesi “amcanızın yeni arabasını sakın kirletmeyin” dediği noktada o, bir kutu kolayı açıp herkesin gözü önünde koltuklara döküyor. Bak diyor, “bu sadece bir araba, bir materyal. Kuzenlerimin arabaya çekinerek binmesine neden olma. Onların keyif alması bu arabadan çok daha değerli.” (Nitekim 1 hafta sonra ufaklıklardan biri koltuğa kustuğunda hiçbiri suçluluk hissetmemiş. Kısa bir temizlikten sonra aynen yollarına devam etmişler.)</p>
<p>“Tutkunuz sizi içten, yürekten besleyecek şeylerden gelmeli.</p>
<p>Ödül veya birincilikler size çevrenin saygı duyması adına güzel şeyler. Ancak asıl önemlisi, sizin yere göğe sığdıramadığınız kahramanlarınızın sizin hakkınızda iyi düşünmeleri ve size saygı duymaları” diyor.</p>
<p>Bu gerçekten de hayatta alabileceğiniz en değerli ödül değil mi?</p>
<p>Ancak ne aldığınız ödüller, ne de mutluluk engelleyebiliyor ölümü. Pankreas kanserini ameliyatla halledebilen çok ender şanslılardan biri olan Apple’ın kurucusu ve başkanı Steve Jobs, bakın (Fikir Atölyesi’nde daha önce yer verdiğimiz, bir başka muhteşem “son konuşma” örneğinde) ne demişti:</p>
<p>“Hiç kimse ölmek istemez. Cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler.</p>
<p>Oysa ölüm hepimizin ortak sonu. Şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır. Bunun böyle de olması gerekir, çünkü ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi. Hayat’ın değişim ajanı. Yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi.</p>
<p>İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları – tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan.</p>
<p>Kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın. Yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok.</p>
<p>Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın.”</p>
<p>25 Temmuz 2008′de, 47 yaşındayken, üç çocuğu ve aşık olduğu eşini geride bırakarak öldü Randy Pausch. ‘Çocukluk hayallerini’ ciddiye aldığı için ‘mutluydu’ ölürken. İşte buydu belki de dünyanın onu gıpta ile izlemesinin nedeni.</p>
<p>O çocuklarının duvarları boyamasına izin veriyordu, hem de büyük bir keyifle!</p>
<p>Kendi adıma, Aralık 2006′da “Geride Nasıl Bir Miras Bırakmak İstersin?” başlıklı yazıda karalamışım bir şeyler. Peki siz, yarın ’son konuşmanızı’ yapıyor olsaydınız, dünyaya hangi gerçeği haykırmak isterdiniz?</p>
<p>Kaynak <a href="http://http://www.fikiratolyesi.com/2008/11/10/cocuklar-odalarinin-duvarini-boyamak-istiyorsa-birakin-boyasinlar-evin-satis-degeri-dusmez/" target="_blank">burada</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/1324.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayal Etmek</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/hayal-etmek.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/hayal-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 22:44:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşitli Konular]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hayal etmek]]></category>
		<category><![CDATA[hayal gücü]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1317</guid>
		<description><![CDATA[HAYAL ETMEK BİLGİDEN DAHA DEĞERLİDİR. &#8220;Benim neslimin en büyük buluşu insanların düşünce tarzlarını değiştirdiklerinde hayatlarını da değiştirebildikleri gerçeğidir&#8221; der, WİLLİAM JAMES
Sizce gerçekten doğru olabilir mi? Bazı düşünürlerin bu konudaki sözleriyle bu konuya açıklık getiren bir kitapla tanıştırmak istiyorum sizi. Akıl bankası hayatta başardığımız her şeyin bilinçaltımızdaki düşüncelerimizle bağlantılı olduğunu anlatan bir eğitim programıymış. &#8221;kendimi o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1318" title="cocuk_1" src="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2010/01/cocuk_1-300x178.jpg" alt="cocuk_1" width="300" height="178" />HAYAL ETMEK BİLGİDEN DAHA DEĞERLİDİR. &#8220;Benim neslimin en büyük buluşu insanların düşünce tarzlarını değiştirdiklerinde hayatlarını da değiştirebildikleri gerçeğidir&#8221; der, WİLLİAM JAMES</p>
<p>Sizce gerçekten doğru olabilir mi? Bazı düşünürlerin bu konudaki sözleriyle bu konuya açıklık getiren bir kitapla tanıştırmak istiyorum sizi. Akıl bankası hayatta başardığımız her şeyin bilinçaltımızdaki düşüncelerimizle bağlantılı olduğunu anlatan bir eğitim programıymış. &#8221;kendimi o kadar aciz hissediyordum ki bunu denemeye karar verdim &#8221;diyor yazar, &#8221;o gece ve o karar hayatımın dönüm noktasıydı&#8221; diye de ilave etmiş.</p>
<p>Birkaç gün sonra, düşüncelerimizin hayatımızın düzenini nasıl etkileyeceğini öğreneceğim için, çok heyecan duydum, diyerek .&#8217; &#8216;Ne yazık ki okullar da böyle şeyler öğretmiyorlar&#8221; diye içinden geçirmiş.</p>
<p>Bir gecede hayatı bir anda değişmemiş tabii ki ama ivme kazanmış, olumsuz yaklaşımlarını olumluya çevirmeye başladıktan sonra kayda değer değişimler yaşamaya da başlamış.<br />
O yaşamışsa bizim de yaşama olasılığımızı göz ardı edemeyiz.</p>
<p>Bunun için ,<br />
&#8221;kendimizi değiştirme gücümüzü asla küçümsememeliyiz&#8221; bu cümle H.Jaks Brown ait.<br />
Kitaptaki hikaye aslında yazarın avukatlık kariyerine devam etmek istememesiyle başlıyor ve her gün kendini mutsuz, sıkışmış ve aslında farklı şeyler yapmak isterken hayal ediyor; ama yaptığı şey hep aynı, sahte iş&#8230;. ve günler geçip gidiyor. Bir gün ansızın, isterse bunu değiştireceğine inanıyor, akıl bankasında söylenenleri deniyor.</p>
<p>Bir çok alanın da bilir kişi olan insanların sözlerini motivasyon sloganı olarak tekrarlıyor.<br />
O bu kapıyı aralıyor ve düşüncelerinin efendisi olma cesaretini sınıyor.</p>
<p>Bu kitaptan nasıl faydalanırız? Başlığı da var ve gerçekten çok ikna edici kelimeler seçilmiş. Daha da iyisi ben otuz yılımı kendimden şüphe ederek geçirdim demiş. Kendimden ve yeteneklerimden şüphe duymanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum! bu beni vuran bir cümle.</p>
<p>Aslında bunu genele yayıp çocuklarımızla olan diyaloglarımızda da kullansak ne harika olur dedim içimden. Düşünürken, hareket ederken ve konuşurken coşkulu olun ki, aldığınız sonuçlar olumlu olsun.</p>
<p>&#8220;DÜŞÜN, KONUŞ, HAREKETE GEÇ, ÖYLECE DURUP BAŞARININ SİZİ BULMASINI BEKLEYEMEZSİNİZ! &#8221;</p>
<p>&#8220;HAYALLERİNİZİ GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRECEK ADIMLARI ATMALISINIZ!!!&#8221; diyor yazarımız<br />
&#8220;BAŞARI RUH HALİNİZLE BAŞLAR&#8221;</p>
<p>Başarılı olmak istiyorsanız, kendinizi başarılı biri olarak görmeye başlayın. &#8220;DR. JOYSE BRODHERS&#8221; demiş. Çocuklarınızı pozitif yüreklendirici telkinlerle eğitin. Çocuklarınızın da pozitif yanlarına odaklanın. Bu çok söylenen bir şey olsa da uygulamada farklı kalıplar işliyor ve hemen HAYIR deniyor. Hayır, bir vurgu, bir yankıya dönüşüyor bünyede. Olumsuz bir gelecek hayırlarla başlıyor ve biz fark etmiyoruz.</p>
<p>Günlük hayatta çocukların olumlu bireyler olmaları için mutlaka daha az hayır cümlesi ve daha çok yapabilirsin yaklaşımına ihtiyaçları vardır. Bizim de öyle&#8230;</p>
<p>&#8220;Kendinizi temiz ve parlak tutsanız iyi edersiniz&#8221; demiş yazarımız gerekçesi ise, arkasına geçip dünyayı görmeniz gereken pencere sizsiniz.</p>
<p>Beyniniz, ruhunuz hep aydınlık ve temiz olsun. &#8220;YAKLAŞIM&#8221; iyi veya kötü, yirmi dört saat çalışan gizli bir güçtür. &#8220;YAKLAŞIMI DÜNYAYI ALGILARKEN KULLANDIĞIMIZ BİR FİLTRE OLARAK ALGILAYIN&#8221; diyor. Bazılarımız iyimser bir filtreden, bazılarımız kötümser bir filtreden bakar.</p>
<p>örnek de vermiş:<br />
olumsuz yaklaşımlı biri &#8220;YAPAMAM&#8221; der,<br />
olumlu yaklaşımlı biri &#8220;YAPABİLİRİM&#8221;<br />
olumsuz&#8230;&#8230;&#8221;PROBLEMLERLE&#8221;<br />
olumlu&#8230;&#8230;&#8230;&#8221;çözümlerle&#8221;<br />
olumsuz&#8230;&#8230;&#8230;&#8221;başkalarının hatalarını görür&#8221;<br />
olumlu&#8230;.&#8221;iyi yanlarını görmeyi&#8221;<br />
olumsuz&#8230;&#8230;&#8221;neyin eksik olduğuna takılır&#8221;<br />
olumlu&#8230;&#8230;&#8221;sahip oldukları ile ilgilenir&#8221;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;..<br />
Yürümeye yeni başlayan bir çocuğun yaklaşımı, dengesi bozulup düşünce üzülmez ve bunun için halıyı suçlamaz, ona yanlış talimatlar verdikleri için anne babasına kızmaz. Kesinlikle vazgeçmez!<br />
Gülümser!<br />
Ayağa kalkar ve yeniden dener, yürümeyi becerene kadar haftalarca olumlu yaklaşım çabasını sürdürür!<br />
Penceresi tertemizdir ve dünyayı fethedebileceğini zanneder&#8230;</p>
<p>Ancak &#8220;HAYATIN PENCEREMİZİ KİRLETMEYE&#8221; başladığı dönemler de vardır.<br />
Pencerelerimiz ebeveynlerimiz ve öğretmenlerimizin eleştirileriyle çamurlanır,<br />
arkadaşlarımızın alaylarıyla islenir, reddedilmeyle lekelenir, hayal kırıklığıyla tozlanır,<br />
şüpheyle bulutlanır.</p>
<p>&#8220;GERÇEKTEN BÜYÜYEN SORUN&#8221; ise kirlenmenin artması ve insanların bu konuda bir şey yapmamasıymış. &#8220;GLOBAL BİR PSİKOLOJİK ANORMALİTE&#8221;<br />
Ve milyarlarca insan hayata kirli pencerelerden bakıp yaşamlarına karamsarlığı çekmeye, önlerini görmeden savaşarak yaşamaya devam edip en sonunda, en kötüsü de hayallerinden vazgeçerlermiş.</p>
<p>Oysa tüm bunlar camlarınızı biraz olsun temizlemedikleri içinmiş.<br />
yazar &#8221;bu yollardan geçtim ve camlarım çamur kaplıydı &#8221; DİYOR.</p>
<p>Şartlar her zaman sizin kontrolünüzde değildir, AMA düşüncelerinizi kontrol edebilirsiniz. &#8220;CHARLES POPPLESTONE&#8221; nin sözlerini hatırlatıyor.</p>
<p>&#8220;SÖZÜN KISASI PENCERELERİNİZİ TEMİZLEYİN&#8221; diyor &#8220;YANİ DÜŞÜNCELERİNİZİ.&#8221;</p>
<p>Dünyayı daha temiz bir yaklaşımla görebilmek için, sizin VE ÜLKEMİZİN pencerelerinizin hangi bölgeleri temizlik istiyor fark etmişsinizdir hemen.</p>
<p>Seçimler yapmalıyız ve WİLLİAM SHAKESPEARE kulak vermeliyiz:</p>
<p>&#8220;iyi ya da kötü bir şey yoktur, bunu yapan düşüncelerimizdir&#8221;.</p>
<p>bu size gerçekçi gelmediyse yazarımız hemen &#8220;HENRY FORD”U devreye sokarak<br />
&#8220;ister başarabileceğinizi, ister başaramayacağınızı düşünüyor olun, HAKLISINIZ DIR !&#8221; DİYEREK olmayı düşündüğümüz kişi oluruz cümlesi size bir şey ifade eder mi diye sorarak<br />
insan gün boyunca düşündüğü şeydir HATIRLATMASI YAPIYOR.</p>
<p>Ayrıca, olmayı düşündüğümüz kişi oluruz fikrine, aynı zamanda baskın düşünceler kuralı da denirmiş. Baskın düşünceler?? Sizinkiler neler? Ülkedeki baskınlık yarışında kimler zafere nasıl koşuyor? Ve en can alıcı nokta, birşeyi başarmak için onun gerçekleştiğini hayal etmek çok önemliymiş. &#8220;HAYAL bu&#8221; fasa fiso gibi gelse de herkese, hayalperestlik delilikle eş değer olsa da, hayaller değerlidir ve hayallerimiz geleceğimizi şekillendirir. Yazar her cümlesini nerdeyse alanında söz sahibi kişilerce onaylatıyor biz hala inanmadıysak diye.</p>
<p>&#8220;ALBERT EİNSTEİN &#8221; İN &#8220;HAYAL ETMEK BİLGİDEN DAHA DEĞERLİDİR&#8221; sözünü eklemiş. Bence de iyi yapmış, içimdeki son zerre şüphe de yok oldu böylelikle.</p>
<p>Sıradan bir yetenek ama olağanüstü bir azimle bile her şeyi gerçekleştirmek mümkünmüş.<br />
Tek kural &#8220;ASLA, ASLA, ASLAAA, ASLLAA, VAZGEÇMEMEK MİŞ&#8221;.<br />
&#8220;KARARLI İNSANLAR, ŞARTLAR NE OLURSA OLSUN HEDEFLERİNE BAĞLI KALIRLAR&#8221;<br />
DENİYOOR,</p>
<p>CUMHURİYETİ KURMAKTAKİ KARARLILIK GİBİ, Atatürk gibi liderler ve onun gibi ileri görüşlü beyinler, sözde senaryolarla değil, gerçek hedef koyup, uygulamaya geçirenlerdir. ASLA ASLA VAZGEÇMEYENLERDİR. ÇÖZÜME ODAKLANIP SORUNU YOĞUNLAŞMAYANLARDIR.</p>
<p>Günümüz çocuklarına, gençlerine, Kararlı ve istikrarlı olmayı göstermekte fayda var belki de. VE KENDİMİZE, EN SON HANGİ KONUDA KARARLILIK GÖSTERDİK? diye sorgulamak lazım. Her şey kolay elde edilemez! Para hiç bir zaman her kapıyı açamaz.!</p>
<p>Önümüzdeki yollara odaklanmakta zorlanıyorsak, Siyaset, TV’de, gazetelerde, sokakta, mahallelerde bile senaryolar, komplo teorileri, gizli dinlemeler, DAVALAR, KAPANIŞLAR, AÇILIŞLAR, gündem endişe yaratmaya başlamışsa.<br />
Hiçbir şey kendiliğinden olmaz!</p>
<p>&#8220;HAYATTA KORKULMASI GEREKEN HİÇBİR ŞEY YOKTUR! ANLAŞILMASI GEREKEN ŞEYLER VARDIR&#8221;. Marie Criue&#8221; demiş.</p>
<p>&#8220;İnsanın hayatta yapabileceği en büyük hata, bir hata yapmaktan korkmaktır.&#8221;<br />
&#8220;ELBERT HUBBARD&#8221;</p>
<p>OLUMLU VE ÇOŞKULUYSANIZ, hayallere ulaşmaya inanıyorsanız.</p>
<p>ÇOCUKLARIZIN SAĞLAM KARAKTERLİ VE HAYALLERİNE ULAŞMIŞ BİREYLERDEN OLUŞAN ANNE VE BABALARI olsa daha iyi olur diye düşünüyorsanız,</p>
<p>SÖYLEDİĞİNİZ SÖZDE,<br />
ATTIĞINIZ ADIMDA,<br />
UZATTIĞINIZ ELDE, YETERKİ YAKLAŞIMINIZI DOĞRU BELİRLEYİN.<br />
NASIL BİR ÜLKE İSTİYORUZ?<br />
NASIL BİR HAYAT ARZULUYORUZ?<br />
NASIL BİR GELECEĞİ OLACAK ÇOCUKLARIMIZIN VE BİZİM?<br />
BİZ GERÇEKTEN İSTEDİĞİMİZ KİŞİ MİYİZ?</p>
<p>DERİN BİR YERLERDEYİM,<br />
BENİM CAMLARIMA BULANAN ÇAMURLARI TEMİZLİYORUM,<br />
SİZİN PENCERELER NE DURUMDA?<br />
İYİSİNİZDİR UMARIM,<br />
KİTABIN ADI &#8220;YAKLAŞIM HERŞEYDİR&#8221;</p>
<p>YAZAR</p>
<p>&#8220;JEFF KELLER&#8221;</p>
<p>AVUKATLIĞI BIRAKIP HAYALLERİNİN PEŞİNDEN GİDİYOR VE BAŞARIYOR</p>
<p>&#8220;SİSTEM YAYINCILIK&#8221; TAN..</p>
<p>Yeri gelmişken “nasılsınız?” denildiğinde yazar harikayım demeyi öneriyor, coşkulu gülerek ve enerjik.</p>
<p>Bunu çocuklarımıza da öğretmeliyiz.<br />
Ve bizim öğrenmemiz gereken en önemli becerimiz vatandaş ve anne baba olarak soru sorma becerimiz imiş.<br />
NEDEN?<br />
Çünkü:<br />
çocuklarımız düşük düzeyli sorularla karşılaşıyorlarsa, düşük düzeyli düşünmeye yatkınlaşıyorlarmış. İlk üç yılsa alt benliğimiz çok veri alır ve bu veriler üst benliğimizi yapılandıran iskeletin temelidir, ne kadar çok yönlü ve çok uçlu sorular sorar, olumlu yaklaşımlarla bilinçli bir güdüleme yaparsak o kadar zengin bir iskelet oluştururuz.</p>
<p>Tersine yüksek bilişsel düzeyli sorular sorulan çocuklar, daha yaratıcı ve çok yönlü düşünmeye yatkın olabiliyorlarmış. Bu öğretmenler için hazırlanan bir bildiriden, anne babalara adapte edilmiş versiyonu, ama amacım okul öncesi eğitimin insan hayatındaki önemini herkesin biliyor olması, fakat en küçük seçimlerimizin ve yönlendirmelerimizin bile hayati yaklaşımlara dönüştüğünü gösterebilmekti.</p>
<p>kaynak <a href="http://www.oyalamakagidi.com/aynur-bicer/hayal-etmek" target="_blank">burada</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/hayal-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki Yaş Döneminde İnatçılık ve Öfke Nöbetleri</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/iki-yas-doneminde-inatcilik-ve-ofke-nobetleri.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/iki-yas-doneminde-inatcilik-ve-ofke-nobetleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 21:33:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşitli Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1313</guid>
		<description><![CDATA[İki yaş ile altı yaş arası ilk çocukluk dönemi ya da okul öncesi dönem olarak adlandırılır. İki yaş için ise  “ilk ergenlik dönemi” benzetmesi yapılır.
Ergenlik dönemi nasıl çocukluktan yetişkinliğe doğru bir  adım ise iki yaş da bebeklikten ilk çocukluğa bir geçiş basamağıdır. Ama ergenlik dönemine benzetilmesinin tek nedeni sadece bir geçiş dönemi olması değildir.  Peki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2010/01/ab178e36-577b-4051-b8b4-2d2b9e30aadf.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1314" title="ab178e36-577b-4051-b8b4-2d2b9e30aadf" src="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2010/01/ab178e36-577b-4051-b8b4-2d2b9e30aadf.jpg" alt="ab178e36-577b-4051-b8b4-2d2b9e30aadf" width="275" height="275" /></a>İki yaş ile altı yaş arası ilk çocukluk dönemi ya da okul öncesi dönem olarak adlandırılır. İki yaş için ise  “ilk ergenlik dönemi” benzetmesi yapılır.</p>
<p>Ergenlik dönemi nasıl çocukluktan yetişkinliğe doğru bir  adım ise iki yaş da bebeklikten ilk çocukluğa bir geçiş basamağıdır. Ama ergenlik dönemine benzetilmesinin tek nedeni sadece bir geçiş dönemi olması değildir.  Peki nedir bu iki yaş dönemi? Bu soruya cevap vermeden önce genel olarak çocuk yetiştirirken  gelişim basamaklarının öneminden biraz söz etmek gerekebilir.</p>
<p>Gelişim Dönemlerini Takip Etmek<br />
Hamileliğin ilk günlerinden itibaren anne-babalar haftalık ve aylık gelişim basamaklarının sıkı takipçisi olurlar. Kaçıncı haftada ne olur, hangi ayda neleri öğrenmiş olması gerekir? Gelişim dönmelerini yakından takip etmek aslında anne-babaları bazı durumlarda rahatlatır (dişlerin 6 ay döneminde çıkması ve bu dönemde çocuğun huzursuz olabileceğini öğrenmek bu dönemdeki bebeğin yaşadığı sıkıntıları daha iyi anlamayı sağlayabilir) bazı durumlarda ise endişelendirebilir (3-4 yaşına geldiği halde çocuk hala konuşmuyorsa artık sadece beklemekten daha başka alternatifler araştırabilirler).</p>
<p>Çocukların becerilerini, gelişmelerini, davranışlarını daha iyi anlamak, anne-baba olarak uygun tutumları belirlemek için her yaşa ait özellikleri bilmek  hem çocuğun becerilerinin gelişmesine destek olmalarında  hem de anne-babanın davranışlarını şekillendirmesinde yardımcı olabilir.</p>
<p>İlk bir yılda anne- bebek arasındaki güven ilişkisinin kurulması gelişim için en önemli adımdır. Bebek tüm temel ihtiyaçlarının (beslenme, temizlik, uyku, sevgi ve güven) karşılanması için annesine bağımlıdır. Doğal olarak da kendini annenin bir parçası, bir uzantısı olarak algılar. İlk bir yılın sonlarına doğru bebeğin dış dünyaya olan farkındalığı yavaş yavaş artmaya başlar, gelişmeye başlayan hareket kabiliyeti ile emekleyerek de olsa etrafını keşfetmek ister. Yaşamın ki ilk iki yılı bebeklik dönemi olarak adlandırılır. İki yaşından itibaren ise 6 yaşa kadar olan döneme ilk çocukluk dönemi denilir. Yaşamın ilk iki yılında fiziksel ve bilişsel gelişmeler ön plana çıkarken iki yaştan itibaren dil alanındaki gelişmeler ile sosyal ve duygusal alandaki becerilerin gelişimi daha çok dikkat çekmeye başlar.</p>
<p>İki yaş özellikleri<br />
Sağlıklı gelişimini sürdüren her çocuk doğal olarak çevresini keşfetmeyi ve bağımsızlaşmayı ister, tabi ki bunu yaparken her zaman anne-babanın koşulsuz sevgisini ve güvenini de hissetmeye ihtiyaç duyar. İlk bir yıldan sonra bebek için dış dünya daha ilgi çekici bir yer haline gelir. Özellikle yürümeye başladıktan ve ilk kelimeler ile isteklerini anlatmaya başladıktan sonra anne-babanın güvenli kollarından ayrılıp yeni keşifler yapmak cazip hale gelir.</p>
<p>İki yaş bebeklik döneminin sonu olarak kabul edilir. Çünkü gelişen fiziksel, bilişsel ve dil becerileri ile çocuk artık bebeklik döneminde olduğu gibi anne-babaya tamamen bağımlı değildir. İki yaş bağımsızlaşma ve bireyselleşme sürecinin başlangıcıdır.</p>
<p>Konuşma becerisi gelişmeye başlasa da hala kendi isteklerini ve duygularını tam olarak ifade etmek için zamana ihtiyaçları vardır. Genelde kısa cümleler ile isteklerini ifade edebilen iki yaş çocuğu ebeveynler tarafından yapılan uzun açıklamaları takip edemez (hem dikkati kısa sürelidir, hem de iletişim becerisi henüz buna uygun değildir).</p>
<p>Sosyal ilişkilerde  oyuncaklarını  paylaşmaktan hoşlanmadığı için zaman zaman sorun yaşayabilir. Bu dönemde çocuklar etraflarında başka çocuklar varken tek başlarına oyun oynamaktan hoşlanırlar. Diğer insanlarında ihtiyaçları, duyguları olduğunun farkında değildirler.  İlgileri kısa sürelidir ve her zaman karşı taraftaki oyuncak onun için daha cazip gelir, sahiplenmeyi sever. Hayatında rutinlerin olmasından hoşlanabilir; sürekli aynı bardaktan su içmek, her yere en sevdiği oyuncağını götürmek,  aynı masalı tekrar tekrar dinlemek gibi.</p>
<p>Muhakeme yeteneği yeni yeni gelişmeye başladığı için onu mantık yoluyla ikna etmek çok zor olabilir. Yetişkinlerin isteklerine karşı inatçılık gösterebilir, olaylar karşısında olumsuz-negativist tutum (her öneriye karşı, hatta onun istediği bir şeyi yapsanız bile bu tutumu sürdürebilir)  sergileyebilir.</p>
<p>Hayır –Hayır dönemi; Çocuklar niçin inatlaşırlar?<br />
Yeni beceriler geliştikçe çocuk yapabileceğini, başarabileceğini, kontrol edebileceğini keşfeder ki , bu keşif anne-babanın hayatını hiç de kolaylaştırmaz. Artık küçük kaşifi göz önünde tutmak da kontrol etmek de hiç kolay değildir. Küçük çocuk kendi planlarını uygulamaya geçirmek isterken anne-babanın kural ve sınırlamalarıyla karşılaştığında ise bitmek bilmeyen “inatlaşmalar” hayatın bir parçası olur.</p>
<p>Ebeveynleri çocuklarını korumak için belirlediği kurallar ve sınırlar çocuğun merakı ve keşfetme dürtüsü ile çatışırlar. Tabi ki küçük çocukların kuralların altında yatan nedenleri anlaması mümkün değildir, onlar sadece engellendiklerini hissederler ve bunun karşılığında da pes etmek yerine daha büyük bir kararlılıkla savaşırlar, “hayır, benim istediğim olacak”.<br />
Çoğu zaman inatlaşmaların sonunda anne-baba çocuğun istediğini yapsa bile küçük çocuğu sakinleştirmek mümkün olmayabilir. Engellenmek büyük bir öfke nöbetini tetikleyebilir. Böyle durumlarda küçük çocuklar duygularını tam olarak kontrol edemedikleri için tepkilerini oldukça şiddetli olarak gösterebilirler.</p>
<p>Küçük çocuklar için duygu ifadesi ve kontrolü farklıdır. Duygular oldukça şiddetli ve kontrolsüz olarak ortaya çıkar. özellikle kızgınlık, kaygı ve hayal kırıklığı gibi duygularla baş etmek yetişkinler için bile zorken iki yaşındaki bir çocuğun bu duygular ile sakin bir şekilde baş etmesini beklemek mümkün değildir. Çocuklar öfke ve inatlaşma anında farklı tepkiler verebilirler; bu duygusunu göstermek – ifade etmek için başını duvarlara vururken kimi nefesini tutabilir. Kriz bir kez başladı mı çocuk kolay kolay bu duyguları kontrol altına alamaz, bu nedenle de sakinleşmesi uzun zaman  alabilir.</p>
<p>2-3 yaş dönemi çocuğun kendi iradesini, isteklerini ve davranışlarını kontrol etme becerisine sahip olduğunu keşfettiği dönemdir. Bu bağımsızlık duygusu güç ve korkuyu beraberinde getirir. Aslında inatlaşma ve öfke krizlerinin altında bu çatışma yatar. Hem dış dünyayı keşfetmek ister hem de annesinin güvenli kollarında olmayı. Bu çatışma hem çocuğun hem de ebeveynlerin hayatını oldukça zorlaştırır.  Dış dünyayı giderek daha çok fark ettiği ve algılamaya başladığı bu dönemde “merak” çocuğu harekete geçirir. Bir cesaretle harekete geçer ama bu cesaret onun gözünü korkutabilir. Hem annenin elini tutmak istemez, koşarak istediği yöne doğru uzaklaşır hem de bir anda panik duygusu ile olduğu yerde durup ağlamaya başlar. Özgürlük ilk başlarda korkutucudur. Öfke de korku karşısında verilebilecek ilk tepkilerden biridir. Bu durum çocuğun becerileri (bilişsel, duygusal, fiziksel) ve  güven duygusu geliştikçe giderek azalır.</p>
<p>Bu yaşta birçok beceri gelişse de hala öğrenecek çok şey vardır. Bu dönemde çocuklar başarısızlıkları karşısında çabuk umutsuzluğa kapılabilirler. Yeni gelişen becerileri ile denedikleri her yeni şeyde başarılı olmak isterler. Bu yaşta hayal kırıklığı ile baş etmek oldukça zordur. Ama maalesef sık sık bu duyguyla karşı karşıya kalırlar. Yaptıkları kule yıkıldığı zaman, açmak istedikleri bir kapak açılmadığında… hayat oldukça zor ve sıkıcı olabilir. Bu genç yaşlarında hayatın önemli ikinci dersini (ilk ders: her istediğini yapamazsın- bazı kurallar var) öğrenirler; her zaman başarılı olmazsın, başarılı olmak için daha çok çabalamak, denemek gerekebilir. Bu yaş için kabul edilmesi ve öğrenilmesi zor bir derstir. Çünkü 2-3 yaş çocuğu kendini dünyanın merkezinde görür, o her şeyi başarabilecek bir güce sahiptir, o ne isterse olur…</p>
<p>Benmerkezci bir dünyada yaşarlar. Henüz empati becerisine sahip değildirler, başkalarının ihtiyaçları olduğunu kabul etmezler daha doğrusu henüz farkında değildirler. Anne-baba doğal olarak yaşamın ilk yıllarında bebeğin ihtiyaçlarını her şeyin önünde tutarlar, kendi istek ve ihtiyaçlarını geri plana iterler çünkü öncelikli olan bebeğin bakımı ve gelişimidir. Doğal olarak ben-merkezci dünya çocuğun normalidir. Gerçektende o dünyanın merkezindedir. Ancak gelişen beceriler ile çocuk içim işler değişmeye başlar, özellikle 3 yalında sosyal ilişkiler önem kazanır ve çocuk artık diğerlerinin varlığını, ihtiyaçlarını ve duygularını fark eder. Ama bu süreç de biraz sancılı geçer. Çünkü kendi davranışlarının başkaları üzerindeki etkilerini görmek, sonuçlarını test etmek ve yeni davranış kalıplarını öğrenmek zaman alır. Tabi bu arada hayal kırıklıkları, inatlaşalar ve öfke nöbetleri kaçınılmazdır.</p>
<p>Öfke nöbetleri ile baş etmek<br />
Anne-baba ve çocuk için zor olan bu süreç her ailede farklı şekillerde yaşanabilir. Hatta bazen inatlaşmalar, öfke nöbetleri hiç ortaya çıkmaya bilir. Bu dönemde anne-babanın öfke nöbetleri ve inatlaşmalar ile baş etme yöntemleri de birbirinden farklı olabilir. Ama genel olarak bu davranışların gelişimsel bir süreç olduğunu bilmek, altında yatan nedenleri anlamak, bunların çocuğun kişisel olarak (planlı bir eylem değil) anne-babaya karşı gelmek, asilik yapmak anlamına gelmediğini kabul etmek baş etmeyi ve uygun tepkiler vermeyi kolaylaştırabilir.</p>
<p>Öfke nöbetlerinin beklide en zor yanı anne-babanın de kendi duyguları ile yüzleşmesine neden olmasıdır. Anne-baba olarak sizin öfke karşısındaki tutumunuz ne olduğu, olumsuz durum ve duygularla nasıl baş ettiğiniz, bu duyguları tolere edip edemediğiniz işleri değiştirebilir.</p>
<p>Öfke nöbetlerine öfke ile tepki vermek sorunun çözümünde pek yardımcı olmaz. Özellikle anne-babanın baskı altında, yorgun ve bitkin olduğu durumlarda çocukların öfke nöbetleri ile etkili bir şekilde baş etmeleri zorlaşır.</p>
<p>Öfke nöbetleri ve inatlaşmalar zaman zaman anne-babaların güvenlerini zedeleyebilir. Bu krizler karşısında ne yapacağını bilememek çaresizlik duygusunu da beraberinde getirir. Bu aslında çok insani bir duygudur, mükemmel anne-baba olmaya çalışmak sadece zor olan anne-babalık sürecini daha da zorlaştırır. En doğru olanı yapmaktan daha önemlisi sizin aileniz ve çocuğunuz için en uygun olanı yapabilmenizdir. Güvensizlik ve suçluluk duyguları problemi çözerken size yardımcı olmaz ama yine de duygularını anlamaya çalışmak için sonrasında düşünebilirsiniz</p>
<p>Anne-Babalara Öneriler<br />
Çocuğunuzu ciddiye alın. Küçük çocukların inatçı davranışları ya da öfkeleri bazen yetişkinlere eğlenceli gelebilir. Ama onun  için o an yaşanılan duyguların çok yoğun ve önemli olduğunu unutmayın.<br />
İnatlaşmaları ile sizi ne kadar bıktırırsa bıktırsın sevginizi geri çekerek onu cezalandırmayın “Böyle davranırsan artık seni sevmeyeceğim”.</p>
<p>İnatçılık bir kişilik özelliği de olabilir, kendinizin nasıl bir model olduğunuza dikkat edin. Eğer siz her zaman benim dediğim olacak diyen bir ebeveynseniz çocuğunuz bu özelliğini sizden almış olabilir.<br />
Esneklik sağlayabileceğiniz durumlarda krizler ortaya çıkmadan alternatifleri değerlendirin. Böylece çocuğunuz sadece inat ettiği için bir hak elde ettiğini düşünmeyecektir.</p>
<p>Küçük yaş döneminde inat ile baş etmenin en etkin yolu genellikle ilgiyi başka yöne çekmektir. Bu anne-babanın yaratıcı çözümler bulması anlamına gelebilir.</p>
<p>Esnek olmak ya da sakin olmak gerekli olduğu kadar sınırlar ve kurallar belirlemek de gereklidir. Çocuklar sürekli özgür olmak isterler ancak bu onlar için her zaman en iyi olan değildir. Tam aksine çocuklar belli kural ve sınırlara ihtiyaç duyarlar, böylece kendilerini güvende hissederler. Kişiliğinin ve güven duygusunun gelişmesi için çocuğun sınırlara ihtiyacı vardır. Her istediğini yapabileceğini düşünmek ileriki yıllarda büyük hayal kırıklığı ve yetersizlik duygusu yaşamasına neden olacaktır.</p>
<p>Çocukların zaman kavramı yetişkinlerinkinden faklıdır. Genelde anne-baba ve çocuk arasındaki çatışmalar anne-babanın acelesinin olduğu durumlarda ortaya çıkar. Zamanın sınırlı olduğu durumlarda çocuğu ikna etmek için uğraşmak çok etkili bir yöntem olmaya bilir. Ama fırsat olduğunda  genel olarak çocuğun hızını göz önüne alarak planlama yapmak stresi biraz azaltabilir.</p>
<p>Değişimleri ya da yeni durumları önceden haber verin. Böylece ona uyum sağlaması için zaman tanımış olursunuz.</p>
<p>İnatlaşmaların güç savaşına dönmesine izin vermeyin. Kazanan ve kaybeden durumu yaratmak krizlerin artmasına neden olabilir. Eğer çocuk inatçılığı karşısında anne-babayı pes ettirebildiğini gözlemlerse bu davranışın tekrarlama olasılığı artar. Böylece çocuk sürekli olarak anne-babanın koyduğu sınırları test etmeye, zorlamaya ve yıkmaya çalışmaya başlat. Aksi bir durumda eğer anne-baba genellikle uyguladıkları baskı ile çocuğun isteklerinden vazgeçirirse o zamanda çocuğun bağımsız bir birey olması zorlaşabilir.<br />
Bazı durumlarda müdahale etmek yerine görmezden gelmek daha yararlı olabilir. Genellikle çocuklar olumsuz da olsa anne-babanın ilgisini çekmek isterler, eğer inatlaşma giderek uzuyor ve uzlaşma sağlanamıyorsa ilginizi başka bir yere vermek  sizi rahatlatabilir. Ancak çocuğunuzun size ihtiyaç duyduğu anda teselli etmek için yanında olacağınızı bilmesi önemli.</p>
<p>Anne-babalar sakin ve tutarlı davranıp, çatışmaları çözümleyecek şekilde davranabilirse, çocukla güç savaşına girmeden, kendi kızgınlıklarının farkına varıp, duygularını uygun şekilde ifade edebilirlerse inatçı çocukla baş etmeleri kolaylaşacaktır. Krizler sırasında soğukkanlı davranmak zor olabilir, ama en azından daha sonra üzerinde düşünüp farklı çözüm yolları bulunabilirse çatışmalar azalacaktır.  İnatçılık bir kişilik özelliği olsa da altında yatan duyguyu ve ihtiyacı anlamaya çalışmak çocuğunuzla iletişiminizi güçlendirmek için yardımcı olabilir.</p>
<p>Ece AKIN BAKANAY<br />
Uzman Psikolojik Danışman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/iki-yas-doneminde-inatcilik-ve-ofke-nobetleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anne Ben Nerden Geldim?</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/anne-ben-nerden-geldim.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/anne-ben-nerden-geldim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 21:50:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yayınlar]]></category>
		<category><![CDATA[ali çankırılı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[mastürbasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1188</guid>
		<description><![CDATA[Ali Çankırılı
 Uğurböceği Yayınları
Çocuklar cinsiyete ve cinsiyet farkına ait soruları 3-4 yaşlarından itibaren sormaya başlıyor. Sorulara muhatap olan çoğu anne baba, beklemedikleri bu sorular karşısında paniğe kapılıyor. Aslında sorunun cevabını bilmediklerinden değil; nasıl cevap vereceklerini bilmediklerinden paniğe kapılıyorlar. Bunun sebebi de, konuya yetişkin gözüyle bakmaları. Yetişkin gözüyle baktıkları için cinsellikle ilgili soruların anne baba arasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="Ali Çankırılı" href="http://www.kitapturk.com/booksall/Kitaplar/authid/Yazar/7424/Ali_Cankirili.htm"><a href="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/11/neredengeldim.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1189" title="neredengeldim" src="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/11/neredengeldim.jpg" alt="neredengeldim" width="300" height="437" /></a>Ali Çankırılı</a></p>
<p><span> <a title="Uğurböceği Yayınları" href="http://www.kitapturk.com/booksall/Kitaplar/pubid/Yayincilar/243/Ugurbocegi_Yayinlari.htm">Uğurböceği Yayınları</a></span></p>
<p><span>Çocuklar cinsiyete ve cinsiyet farkına ait soruları 3-4 yaşlarından itibaren sormaya başlıyor. Sorulara muhatap olan çoğu anne baba, beklemedikleri bu sorular karşısında paniğe kapılıyor. Aslında sorunun cevabını bilmediklerinden değil; nasıl cevap vereceklerini bilmediklerinden paniğe kapılıyorlar. Bunun sebebi de, konuya yetişkin gözüyle bakmaları. Yetişkin gözüyle baktıkları için cinsellikle ilgili soruların anne baba arasında geçen mahrem ilişkileri kapsadığını, bu yüzden cevap vermenin zor olduğunu düşünüyorlar. Peygamberimiz bir hadisinde: Çocuğu olan onunla çocuklaşsın buyuruyor. Biz bu hadisi: Çocukla konuşurken empati yapın, onun seviyesine inin, anlayacağı bir dil kullanın şeklinde anlıyoruz. Kendimizi çocuğun yerine koyup düşündüğümüzde, onda henüz cinsel tecessüs uyandıran hormonlar aktif olmadığı için sorularının cinsellikle ilgili olmayıp öğrenme amaçlı olduğunu görürüz. Konuya çocuk gözüyle bakınca, işimiz kolaylaşır. Paniğe kapılmadan, sıradan bir soruya cevap veriyormuş gibi, çocuğun anlayacağı basit bir dil kullanarak sorusunu cevaplandırmalıyız. Verdiğimiz bilgi basit, kısa ve doğru olmalıdır. Bu kitabı çocuklar için yazdık, ama henüz okuma bilmeyen çocuklara anne babalar okuyacaklar. Kitabın iki kahramanı her ne kadar 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu ve onun sorularına cevap veren bir anne ise de; kahramanlar değişebilir. Cinsiyete ait soruları, genellikle, kız çocukları annelerine, erkek çocukları babalarına sorsalar da; bu bir kural değildir. Bir kız çocuğu, cinsiyete ait soruları kendisine yakın bulduğu babasına veya dedesine de sorabilir. Bunda yadırganacak birşey yoktur. Kitabın kurgusunu yaparken literatürde geçen bütün sorulara cevap vermeye çalıştık. Bununla beraber çocuğunuzun sorabileceği her soruya cevap verdiğimizi iddia edemeyiz. Zira her çocuk kendine özeldir. Her çocuğun ilgi alanı ve merak ettiği konular farklı olduğu gibi, soruları da farklı olacaktır.</span></p>
<p>Zamanında ve doğru olarak verilmeyen cinsel eğitim ileri yaşamlarında pek çok soruna neden olmaktadır</p>
<p>Cinsel eğitim konusu ülkemizde hep tartışılagelmiştir. Cinsel eğitimi aile mi vermeli, okulda mı verilmeli sorusu etrafındaki tartışmalar henüz neticelenmedi. Cinsel eğitim konusunda yetersiz anne babadan doğan çocuklar bu konudaki eksiklerini nasıl giderecekler ? Cinsel eğitim için yaş söz konusu mudur ? Cinsel eğitim sırasında kullanılan iletişim dili ne olmalıdır ? Cinselliği ayıp sayan bir yaklaşım eğitimde ne kadar başarılı olabilir ? Çocukta mastürbasyon, beraber yatma isteğine nasıl bakılmalıdır ? Bu konuları ’Anne Ben Nereden Geldim’ kitabının yazarı pedagog-yazar Ali Çankırılı ile konuştuk.</p>
<p>-Ailelerin yanıldıkları konuların başında cinsiyet eğitimi geliyor. Cinsiyet eğitimi için belirli bir yaş var mıdır ?<br />
Evet vardır. Elektronik posta ile gelen mektuplarda okuyucularım tarafından ve konferanslarım sırasında dinleyiciler tarafından farklı şekillerde sık sorulan bir soru bu. &#8220;Cinsiyet eğitimi ana rahminde başlar&#8221; dediğim zaman çok şaşırıyorlar ; şaka yaptığımı zannediyorlar inanın. Bilgisayar destekli, yüksek duyarlı elektronik araçlar ve yeni teknikler sayesinde ana rahmindeki embriyonun sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal ve ruhsal gelişimini de izlemek mümkün olmaktadır. Bu izlemeler sırasında ana rahmindeki embriyonun erkek veya kız olduğu görülmekte, sinirler yoluyla annenin ruhsal durumundan haberdar olduğu ve bundan etkilendiği anlaşılmaktadır. Böylece ana rahmindeki embriyonun hem fiziksel hem de duygusal gelişimini takip etmek mümkün olmaktadır.</p>
<p>-Bu süreçte ailesinin, anne babasının duygularını hissettiğini düşünebilir miyiz ?<br />
Aynen öyle&#8230; Eğer bu anne ve baba adayının istediği ve cinsiyetinden razı olduğu bir embriyo ise ; ana rahmindeki minik bebek bunu hissedebiliyor ve içinde yaşama isteği doğuyor. Eğer ana rahmindeki embriyo, çeşitli sebeplerle, istenmeyen bir bebek ise ; mesela anne kazara hamile kalmış, hamile olduğunu öğrendiği zaman üzülmüş ise ; ya da anne ve baba adayı erkek beklerken kız olduğunu, kız beklerken erkek olduğunu öğrendiğinde üzülmüş ise, ana rahmindeki minik bebek istenmediğini hissediyor. Duygusal olarak anneye küsüyor. Doğduktan sonra da bu küskünlük bilinçaltında devam ediyor.</p>
<p>-Ailenin çocuğa cinsiyet eğitimi verebilmesi için öncelikle kendilerinin bu konuyu doğru bilmesi gerekmez mi ?<br />
Kuşkusuz. Elbette, gerekir. Cinsiyet eğitiminin daha ana rahminde iken başladığını kabul etmeyen bir anne veya babaya, doğduktan sonra da cinsiyet eğitiminin devam ettiğini anlatamazsınız. Doğduktan sonra verilen cinsiyet eğitiminin sağlıklı veya sağlıksız olması anne babanın bebeğe bakım, hizmet ve eğitim verirken takındığı tutuma bağlıdır.</p>
<p>-Cinsel eğitimin sağlıklı olması için karı kocanın bu konuda aynı düşünmesi önemli midir ?<br />
Önemlidir tabi ! Ancak, bununla birlikte iki insanın, karı koca da olsalar, bir konuda aynı düşünmelerini ve aynı dili kullanmalarını bekleyemezsiniz. Önemli olan doğru bilgi sahibi olmaları ve konuya olumlu yaklaşmaları&#8230;</p>
<p>-Çocuklarda cinsel eğitim konusunda yapılan başlıca yanlışlar nelerdir ?<br />
Aklı başında, iyi eğitim almış hiçbir anne baba çocuğunu eğitirken yanlış yapmak istemez. Ancak, çocuk eğitiminde iyi niyet her zaman iyi sonuç almaya yetmiyor. İyi sonuç alabilmek için iyi niyetin yanında doğru ve sağlıklı bilginin de olması gerekiyor. Anne baba eğitimi almadan, çocuk psikolojisi ve gelişimi konularında hiç kitap okumadan evlenen iki genç bir süre sonra çocuk sahibi oluyor. Açıkçası, gençlerimizin çoğu anne ve baba olmanın getireceği sorumluluğun bilincinde olmadan anne baba oluyorlar. Her konuda olduğu gibi, cinsiyet konusunda da anne ve babalarından gördükleri gibi çocuk yetiştiriyorlar. Dolaysıyla, farkında olsunlar veya olmasınlar, anne ve babalarının yaptıkları yanlışları tekrarlıyorlar.</p>
<p>-Bu yanlışların en yaygın olanı hangisi size göre ?<br />
Bu yanlışların başında cinselliği yasak ve sorulması ayıp bir konu olarak görmeleri geliyor. Çocuk, öğrenmek amacıyla, cinselliğe ait bir soru sorduğunda, soruya muhatap olan anne veya baba paniğe kapılıyor. &#8220;Sen daha küçüksün, böyle şeyleri sormak çok ayıp !&#8221; diyor. Anne ve babasından cevap alamayan ve soru sorduğu için ayıplanan çocuk ne yapıyor peki ?! Başka kaynaklardan, arkadaşlarından, kitaplardan veya internetten sorusunun cevabını bulmaya çalışıyor. Tabi bu kaynaklar her zaman için risklidir, sağlıklı ve doğru bilgiler vermeyebilir.</p>
<p>-Cinsiyet eğitimin bir dili olmalımıdır ? Burada kullanılan dilin önemi nedir ?<br />
Çoğu anne babalar çocuklarını eğitirken özellikle iki konuda, din ve cinsiyet konusunda, hatalı bir dil kullanıyorlar. Bunun da sebebi bana göre konuya yetişkin gözüyle bakmaları&#8230; Yetişkin gözüyle bakınca, ister istemez, yetişkin bir dil kullanıyorlar.</p>
<p>-Çocuğun cinsellikle ilgili soruları mahremiyet içerir mi ? Tedirginliğin kaynağı bu mudur ?<br />
Çocukta cinsiyet hormonları henüz aktif olmadığından sorduğu sorular öğrenme amaçlıdır ; cinsel mahremiyete yönelik değildir. Bu gerçeği bilen bir anne veya baba, çocuğun cinsiyetle ilgili sorusu karşısında paniğe kapılmaz. Sıradan bir soruymuş gibi, yumuşak ve sevecen bir ses tonuyla, çocuğun anlayacağı basit sözcükler kullanarak, teferruata ve mahremiyete girmeden, doğru olarak cevaplar. Cinselliğe ait soru sorduğu için kınanmayan, utandırılmayan, sorusuna cevap verilen bir çocukta hemen her konuda soru sorma ve duygularını paylaşma güveni gelişir.</p>
<p>-Cinsiyet eğitiminin sağlıklı olması için hangi aşamalar olmalıdır ?<br />
Cinsiyet eğitimi, sorduğu soruya göre, çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimine uygun olmalıdır. Merak etmediği ve sormadığı bir konuda, fiziksel ve zihinsel gelişimine uygun da olsa, &#8220;şimdi vaktidir, gel sana şu konuda bilgi vereyim&#8221; denmez ; çocuğun soru sorması beklenir. En uygun zaman, soru sorduğu zamandır. Eğer soru sormuyorsa, ya ebeveynden çekiniyordur, ya da başka kaynaklardan bu merakını gideriyordur.</p>
<p>-Cinsiyet eğitiminde kız ve erkek çocuk farkı söz konusu mudur ?<br />
Erkek çocuğu ile kız çocuğunun sorularında farklılıklar olabilir. Cinsiyet farkına ait sorular genellikle kız çocuklarından gelir. Mesela, kendisinde bir eksiklik olduğu zannıyla, &#8220;neden benim Ahmet gibi penisim yok ?&#8221; diyebilir. Cinsiyet eğitimi verilirken, kız çocuklarına kadın ve anne olacakları, oğlan çocuklarına da erkek ve baba olacakları hatırlatılarak cinsiyetlerine uygun yönlendirme yapılmalıdır.</p>
<p>-Cinselliği günah ve ayıp olarak telakki etmek eğitimde ne gibi zorluklara neden olmaktadır ?<br />
Yaratılışta, kötü ve ayıp yoktur. Ayıp ve günah bizim niyetimizde, zihnimizde, yaklaşımımızda ve davranışımızdadır. Hele konu çocuk ise, ayıptan ve günahtan hiç bahsedilemez. Eşler arası cinsel uyumsuzluklar, cinsel mutsuzluklar, cinsel tacizler ve tecavüzler en çok çocuklara ve gençlere cinsel eğitimin verilmediği, cinsel konuların ayıp ve günah sayıldığı bölgelerimizde görülmektedir. Cinsel konularda bilgisi olmayan çocuklar ve gençler kendilerini nasıl koruyacaklarını da bilemezler.</p>
<p>-Kültürümüzde &#8220;leylek getirdi&#8221; anlatımı var. Bu neye dayanmaktadır ?<br />
Çocukların &#8220;Ben nerden geldim ?&#8221; veya &#8220;Ben Nasıl Oldum ?&#8221; sorusuna yetişkin gözüyle yaklaşan, nasıl cevap vereceğini bilemeyen anne ve babaların bulduğu, çocukları atlatmaya yönelik bir cevaptır. Atlatmanın &#8220;Seni yolda bulduk. Seni hastaneden getirdik. Seni bize melekler getirdi. Seni bize Allah verdi&#8221; şeklinde farklı versiyonları da var.</p>
<p>-Çocukların sordukları cinsellik içeren tüm sorulara cevap verilmeli midir ?<br />
Çocuğun sorusuna cevap vermeden önce, bu sorunun sebebini, yani nereden kaynaklandığını bulmamız gerekir. Kendi merakından mıdır, arkadaşından mı duymuştur, televizyon izlerken mi görmüştür ? Sorunun kaynağına inmek için çocuğa, yumuşak ve doğal bir ses tonuyla, &#8220;Bu soru nerden aklına geldi ? Bu soruyla neyi öğrenmek istiyorsun ?&#8221; şeklinde sorular sorabiliriz. Sorunun kaynağı ve amacı belli olduktan sonra, detaya ve mahremiyete girmeden, çocuğun anlayacağı basit açıklamalarla merakını gidermeliyiz. Eğer sorusu anlama yaşının üzerinde ise, yani cinsel ilişki ve benzeri mahremiyet içeriyor ise &#8220;Bu konuyu biraz daha büyüdüğün zaman anlatırım&#8221; diyebiliriz.</p>
<p>-Ses tonuna sık vurgu yapıyorsunuz. Sorulara cevap verirken takınılan tavrın ve ses tonunun önemi ne kadardır ?<br />
Hemen her konuda, çocuklar üzerinde sözlerden çok vücut dilimiz ve davranışlarımız etkilidir. Çocuklar iyi bir gözlemcidir. Kızdığımız halde kızmadığımızı söylesek, vücut dilimiz ve ses tonumuz bizi ele verir. Özellikle cinsel konularda soru sorduğu zaman telaşlanıp paniğe kapılırsak, söz ile ifade etmesek bile çocuk bunu fark edecektir. Çocuğun sorusuna cevap verirken kendimizi ne kadar rahat hisseder ve kendimize ne kadar güvenirsek ; çocuk da kendisini o kadar rahat ve güvende hissedecektir.</p>
<p>-Cinsel eğitimin zamanında ve doğru biçimde verememenin cinsel kimlik bozukluklarına neden olduğu söylenebilir mi ?<br />
Çocuk eğitiminde, sadece cinsel konularda değil, hemen her konuda zaman çok önemlidir. Bildiğiniz gibi, çocuğun kişiliği altı yaşına kadar aileden ve çevreden aldığı eğitimin şekline uygun, üç aşamada (güvenli veya güvensiz, bağımlı veya bağımsız, sorumlu veya sorumsuz kişilik olarak) tamamlanmaktadır. Bu aşamalarda, cinsel eğitim dahil, yapılmış olan ve kişiliğine sinmiş olan hataları geri dönüp onarmak çok zordur ; profesyonel yardım gerektirir.</p>
<p>-Basında yer alan ’efemine’ denilen kişilerin çocuklara ne gibi etkileri vardır ?<br />
Kişi hak ve özgürlüklerinin önemsendiği ve korunduğu, demokratik bir toplumda yaşıyoruz. Sayıları az da olsa, toplumda genetik ve hatalı eğitim gibi çeşitli sebeplerle davranışları ve cinsel tercihleri kadın kimliğine yakın &#8220;efemine&#8221; dediğimiz genç veya yetişkin erkekler yaşamaktadır. Bu insanlar genellikle müzik ve eğlence sektöründe iş bulup geçimini temin etmekte ; magazin programlarında ve haberlerinde boy göstermektedir. Önemli olan yaptıkları iş değil, elbette onlar da çalışacak, kimseye yük olmadan geçimini temin edecektir. Önemli olan bu erkeklerin medya yoluyla kadınsı özelliklerinin ön plana çıkarılışı, model insan ve başarılı insan olarak sunuluşudur. Çocuklarımıza onların nasıl ve hangi şartlarda cinsel kimlik değişimine uğradıklarını açıklamalı, onlara özenmeleri önlenmelidir.</p>
<p>-Yanlış ve erken cinsel deneyimlerin eğitimle bağlantısı var mıdır ?<br />
Çocuklukta verilen doğru ve sağlıklı cinsel eğitim çok önemlidir. Sağlıklı bir cinsel kimliğin temeli çocuklukta atılır. Ancak, bununla birlikte ; okulun, çevrenin ve kitle iletişim araçlarının payını da hesaba katmamız gerekir. Mahremiyete ve ahlaki değerlere önem verilmeyen ailelerde yetişen, cinsel konularda doğru eğitilmeyen ve bilgilendirilmeyen çocuklar cinsel taciz ve cinsel istismar gibi tehlikelere karşı kendilerini koruyamazlar. Bu çocuklar elinde olmayan sebeplerle tacize ve istismara maruz kalabilir. Kız olsun, erkek olsun, yaşadığı erken cinsel deneyim yüzünden intihar eden, çocuk denecek yaşta hamile kalan, tahsiline devam edemeyen, insanlara olan güvenini yitiren çocukların ve gençlerin sayısı az değildir.</p>
<p>-Cinselliği yaşamanın özel ve önemli olduğu çocuklara nasıl anlatılmalıdır ?<br />
Çocuklarda taklit önemli bir öğrenme mekanizmasıdır. Erkek çocuk babayı, kız çocuk anneyi taklit ederek cinsiyetine uygun bir kimlik geliştirir. Ailede çocuklar, anne baba ve aile büyükleri arasındaki iletişim, ilişkiler, sorumluluk ve rol paylaşımı çok önemlidir. Çocukların iyi birer gözlemci olduklarını söylemiştik. Anne baba ve aile büyükleri arasındaki ilişkileri gözlemleyerek aile mahremiyeti ve kuralları hakkında bilgi sahibi olurlar.</p>
<p>-Cinsiyet eğitiminde aile ve okulun rolü ne olmalıdır, size göre ?<br />
Cinsiyet eğitiminde ailenin birinci dereceden sorumlu olduğu bir gerçek. Tartışma konusu olan okulun cinsiyet eğitimindeki rolüdür. Bazı psikologlara ve eğitimcilere göre, ailelerin çoğu cinsiyet eğitimi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları için bu görevi doğru ve bilimsel olarak okulun yerine getirmesi gerekir. Bu tez doğru gibi görünüyor. Ancak ailelerin endişesi bu bilgiyi ve eğitimi kimlerin nasıl vereceği sorusunda yoğunlaşıyor. Tartışmalar bir süre daha devam edeceğe benziyor. Öyle ise iş yine aileye, yani anne ve babaya düşüyor.</p>
<p>-Cinsiyetinden utanan çocuklar nasıl ortaya çıkmaktadır ?<br />
Ailenin cinselliğe bakış açısı sağlıklı değilse, cinsel konuların konuşulması, soru sorulması ayıp ve günah sayılıyorsa ; bu ailede yetişen çocuklar cinsiyetlerinden utanmayı öğrenir. Cinselliği yatak odasının mahremiyetinden ve cinsel ilişkiden ibaret zanneden aileler cinsiyet eğitiminin önemi kavrayamazlar.</p>
<p>-Geçmiş yıllara göre çocukların seksle erken tanışmalarını neye bağlıyorsunuz ?<br />
Başta televizyon ve internet olmak üzere kitle iletişim araçlarının aile hayatında yer alması ile birlikte çocuklar yoğun bir bilgi bombardımanı altında kalmaktadır. Çocuk henüz kendisi için neyin faydalı, neyin zararlı, neyin gerekli, neyin gereksiz olduğunu, hangi kanalı ve hangi programı izlemesi gerektiğini kavrayacak yaşta olmadığı için her konuda olduğu gibi cinsellik konusuyla da erken tanışmaktadır. Erken yaşlarda televizyon izleyen, bilgisayarda oyun oynayan ve internet kullanan ; bu konuda önüne sınır konmayan çocuklarda bir çeşit otizm yani zihinsel gerilik ve zihinsel tembellik ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>-Cinsiyet eğitiminde rol modellerin yeri nedir ?<br />
Çocuklar için, okul öncesinde, rol model öncelikle anne ve baba, sonra sırasıyla diğer aile üyeleri ve yakın akrabalardır. Çocuk kendisinden sevgi, ilgi ve yakınlık gördüğü yetişkine özenir ; onu model alır. Onun içindir ki, ailede rol paylaşımı çok önemlidir. Ailede anne ve babaya düşen roller belli değilse veya biri baskın diğeri silik ise ; ailede geçimsizlik varsa, çocuk ideal modelden yoksun demektir. Mesela, annenin baskın, babanın silik olduğu bir ailede yetişen çocuk anneyi model alacağı için eşcinsel kimlik geliştirme riski vardır. Çocuk okula başladıktan sonra okul ve arkadaş çevresi etkili olmaya başlar. Arkadaşın etkisiyle futbola ve müziğe ilgi duymaya başlar. Sevdiği şarkıcı ve futbolcular vardır. Onlara özenir, onlar gibi ünlü ve zengin olmak ister. Burada özendiği ve kendisine model seçtiği futbolcunun ve şarkıcının kişiliği önemli.</p>
<p>-Çocukların cinsel konulara merakı nereden kaynaklanmaktadır ?<br />
Çocuk 3-4 yaşlarından itibaren anne ile baba, kız ile erkek arasındaki cinsiyet farkını merak etmeye başlar. Anne ile babanın birbirine sarıldığını, öpüştüğünü, sevgi dili kullandığını görür ve duyar. Aileler arası ziyaretlerde, sohbetlerde hamilelikten ve doğumdan bahsedildiğini duyar ; bebek emziren veya doğumu yaklaşmış olan hamile kadınlar görür. Televizyon izlerken gördüğü ve anlam vermekte zorlandığı sahneler, arkadaşlarından duyduğu hikayeler çocukta öğrenme merakı uyandırır ; anne ve babasına sorular sorar. Çocukların en sık sorduğu ve benim de bir kitabıma isim olan &#8220;Anne ben nerden geldim ?&#8221; sorusudur.</p>
<p>-Bazı çocuklar farklı bahanelerle ebeveyni ile yatmak istediği bilinir. Bu cinsiyet eğitimi açısından sakıncalı mıdır ?<br />
Çocuğun anne baba ile aynı yatakta yatması ruhsal ve cinsel sağlık açısından sakıncalıdır. Çocuğun anne baba ile aynı yatakta yatma isteği yine anne babanın tutumundan kaynaklanmaktadır. Üstünü açıyor, üşüyor, hasta, ağlıyor gibi çeşitli sebeplerle anne baba bebeği yatağına alıyor. Ruhsal ve cinsel sakıncaları bir yana ; bebeğin yatağa alınması fiziksel sağlık açısından da risklidir. Uykusu ağır anne baba farkında olmadan bebeğin üzerine dönüyor ; bebek ya yaralanıyor ya da havasızlıktan boğuluyor. Bu tarz bebek ölümlerine sık rastlıyoruz. Bu konunun bir yanı. Ruhsal ve cinsel sağlık boyutuna gelince&#8230; Yatağa alınma sebebi ortadan kalksa bile bebek anne baba ile aynı yatağı paylaşmaya alıştığı için yalnız başına yatmak istemiyor ; yatağını ve odasını ayırmak zorlaşıyor. Neden ? Çünkü, bebek genellikle anneye dönük ve yakın yattığı için onun ten kokusuna alışıyor. Kendisini annesine yakınken daha güvende hissediyor.</p>
<p>-Çocuğun anne baba ile yatmasına razı olunduğunda hangi riskler göze alınmış olmaktadır ?<br />
İki yaşına ulaştığı, konuşmaya ve yürümeye başladığı halde anne baba ile aynı yatağı paylaşmaya devam ettiği takdirde, ruhsal ve cinsel sağlık açısından risk artıyor. Artık o bir bebek değil&#8230; Anne baba uyuduğunu zannederek birlikte olmak istiyor. Ancak gözü kapalı olduğu halde uyumuyor olabilir. Veya anne babanın birlikte iken çıkardığı seslere uyanıyor ; ama uyandığını belli etmiyor. Anne baba arasında geçen mahrem ilişkiye kulaktan veya göz ucundan şahit oluyor. Bize gelen vakalarda anne baba ile aynı yatağı paylaşan, onların mahrem ilişkilerine şahit olan ve bu yüzden ağır ruhsal travmalar geçiren çocuklar var. Babanın anneye işkence yaptığını zannedip babaya düşman olan, babayı anneden veya anneyi babadan kıskanan (oidipus kompleksi yaşayan), ileride eşcinsel kimlik sapması riski yüksek çocuklar bunlar.</p>
<p>-Küçüklerde mastürbasyon görüldüğünde aileler ciddi şekilde telaşlanmaktadırlar. Bu durum nedir ve aileler nasıl davranmalıdırlar ?<br />
Bebeğin ilk bilgi edinme ve öğrenme araçları dokunmak, kavramak ve ağzına götürmek şeklindedir. Altı açılıp cinsel bölgeleri temizlendiğinde bir rahatlama hisseder. Bezi bağlanmadan önce veya bağlanma sırasında cinsel organına dokunmak ve hissetmek ister. Bu dokunuş ayaklarına ve ayak parmaklarına dokunma ve keşfetme gibi öğrenmeye yönelik bir davranıştır. Ancak, anne bu dokunuşa izin vermez, elini tutup oradan uzaklaştırmaya çalışırsa, bebekte merak ve öğrenme isteği daha da artar ; ısrarla cinsel organına dokunmak ister. Anne, bebeğin bu davranışının vücudunu öğrenmeye yönelik, normal bir dokunuş olduğunu bilip müdahale etmese ; bebekte tekrarlama isteği doğmayacaktır.</p>
<p>Gelelim oyun çağı yani okul öncesi çocuğuna. Oyun çocuğun en ciddi işidir. Evde, sokakta veya çocuk parkında arkadaşlarıyla oyun oynarken çişi geldiği halde tuvalete gitmez ; oyun bitinceye kadar geciktirir. Altına kaçırmamak için sık aralıklarla cinsel organını, kızlar kukusunu, erkekler pipisini tutar ve sıkar. Genital yani cinsel bölgeleri kaşıntıya yol açan mantar ve benzeri enfeksiyonlara maruz kalan çocuklar da cinsel bölgelerini kaşıma gereği duyarlar. Bu davranışların sebebini bilmeyen anne &#8220;çek elini oradan, çok ayıp !&#8221; diyerek ; bilen anne de &#8220;git çişini yap !&#8221; diye uyararak bu davranışı onaylamadığını belli eder.</p>
<p>-Çocuğun mastürbasyon yapmasının duygusal nedenleri de yok mudur ?<br />
Buraya kadar konuştuğumuz şeyler olayın fizyolojik boyutu olup çocuk mastürbasyonuna zemin hazırlayan ön tecrübelerdir. Ciddiye almamız gereken &#8220;çocuk mastürbasyonu&#8221; bu tecrübelere psikolojik etmenler eşlik ettiğinde ortaya çıkmaktadır. Psikolojik etmenleri uyaran eksikliği ve duygusal açlık olarak iki grupta toplayabiliriz. Oyun ve arkadaştan mahrum kalan, kendisine enerjisini harcayacağı aktiviteler sunulmayan çocuklar uyaran eksikliği sebebiyle kendilerine ve kendi vücutlarına yönelir. Anne ve baba tarafından yeterince sevilmediği ve değer verilmediği düşüncesi taşıyan çocuklar duygusal açlık ve bunun yol açtığı varoluş kaygısı taşır. İş yoğunluğu sebebiyle çocuklarına zaman ayıramayan, onları sevdiklerini söz ve davranışlarıyla belli etmeyen anne babalar, bütün bunları çocuklarının geleceği için yaptıklarını söyler ; onları ihmal ettiklerini kabul etmek istemezler. Çocuk mastürbasyonunda uyaran eksikliğinin rolü yüzde yirmi ise, duygusal açlığın, bir başka ifade ile özgüven eksikliğinin, rolü yüzde seksendir.</p>
<p>-Sanırım çocuk mastürbasyonu belirli yaşlarla da ilgili&#8230;<br />
En sık görüldüğü yaşlar 3-4 yaşlardır. Kızlar daha duygusal oldukları için erkeklere oranla kızlarda görülme sıklığı daha yüksektir. Çocuk mastürbasyonunda amaç, bazı psikologların iddia ettiği gibi, cinsel haz değildir. Çocuğunu kukusunu yada pipisini ritmik hareketlerle ovuşturup bastırırken ya da sert bir şeye sürterken, ter içinde kaldığını ve sık nefes aldığını gördüğü zaman farkında değilmiş gibi davranarak çocuğun dikkatini başka yöne çekmeli, birlikte oyun oynamayı teklif etmeli. Onu utandıracak söz ve davranışlardan kesinlikle uzak durmalıdır. Ancak bu da yetmez. Anne baba çocuğun duygu açlığı, varoluş kaygısı ve özgüven eksikliği yaşadığını kabul etmeli ; ona daha fazla zaman ayırarak, onu sevdiğini ve ona değer verdiğini belli etmelidir.</p>
<p>-Çocuğun cinsel organıyla oynaması ailelerde neden ayıp karşılanır ve çocuk kaş göz ile utandırılır ?<br />
Söyleşimizin başında ifade ettiğim gibi, cinsel konularda olaya yetişkin gözüyle baktığı için, masum ve çocuksu davranışı da yetişkin gözüyle değerlendiriyor. Çocuğu cinsel organıyla oynarken görünce utanmasının ve kaş göz işaretleriyle uyarmasının temel sebebi olaya yetişkin gözüyle bakması. Cinsel konularda baskı gören ya da tatsız deneyimler yaşayan nevrotik ve bilgisiz bir anne babalar kız çocuğunu kukusuyla, erkek çocuğunu pipisiyle oynarken görünce normal olmayan tepkilerde bulunur. Kimisi &#8220;bir daha yaptığını görürsem eline iğne batırırım !&#8221; şeklinde yasaklama yolunu seçerken ; kimi de : &#8220;Yaptığın çok ayıp ! Bir daha yaptığını görürsem seni sevmem ! Böyle yapmaya devam edersen eksik akıllı ve terbiyesiz olursun !&#8221; şeklinde ayıplama ve korkutma yolunu seçer. Bunlar sağlıklı cinsel eğitim açısından hiçbir değeri olmayan ; ileri yaşlarda cinsel mutluluğa gölge düşürecek hatalı tutumlardır.</p>
<p>-Kız ve erkek çocukların farklı odalarda yatmaları cinsiyet eğitimi bakımından önemli midir ?<br />
Çocukların küçük yaşlarda anne baba ile aynı odayı paylaşması, kız ve erkek çocukların ileri yaşlarda aynı odayı paylaşması sağlıklı cinsel kimlik ve bağımsız kişilik gelişimi açısından sakıncalıdır. Sağlıklı cinsel kimlik gelişiminde mahremiyet ve özel zaman, bağımsız kişilik gelişiminde ise özel mülkiyet çok önemlidir. Çocuğun bir adaya ve bu odadaözel eşyalara sahip olması, bu odada dilediği gibi kendisine zaman ayırması, günlük tutması kişilik gelişimi açısındançokönemlidir.</p>
<p>-Cinsiyeteğitimi yeterli verilmediğinde ergenlikte ne gibi sorunlar yaşanmaktadır ?<br />
Çocukluğunda sağlıklı cinsel eğitim almayan gençler cinsel duygularını kontrol altında tutmayı beceremezler. Okul önlerinde, çarşıda, pazarda kız çocuklarına laf atan, takip ve taciz eden genç erkekler görürsünüz. Yine kız yüzünden kavga eden, birbirini yaralayan, hatta öldüren gençler var. Kaynağı ve amacı belli olmayan ilanlara aldanarak şarkıcı, oyuncu ya da manken olmak için evden kaçan genç kızlar var. Bu madalyonun bir yüzü. Öbür yüzünde okul çıkışında, sokakta, toplu taşıma araçlarında yüksek sesle çekinmeden arkadaşları, öğretmenleri ve anne babaları hakkında argolu konuşan, birbirine sarılan, şakalaşan kızlı erkekli gruplar görürsünüz. Çevreye rahatsızlık verdiklerini ya fark etmezler, ya da umurlarında değildir.</p>
<p>- Yanlış cinsiyet eğitimine maruz kalan çocukların evliliklerinde cinsel yaşamları nasıl olmaktadır ?<br />
Aile danışmanlığı yapan psikologlar, eşler arası geçimsizliğin ve mutsuzluğun büyük oranda cinsel uyumsuzluktan kaynaklandığını söylüyorlar ; ki doğrudur. Cinsel uyumun ve mutluluğun temelinde, şüphesiz, çocuklukta verilen sağlıklı ve doğru cinsel eğitim var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/anne-ben-nerden-geldim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımıza Cinselliği Nasıl Anlatabiliriz?</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocuklarimiza-cinselligi-nasil-anlatabiliriz.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocuklarimiza-cinselligi-nasil-anlatabiliriz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 21:32:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşitli Konular]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorular]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1183</guid>
		<description><![CDATA[


Bir gün her çocuk ask, cinsellik ve dogum ile ilgili sorular sorar ve anne-babalarin çogu o gün geldiginde kendilerini çaresiz hissederler. Hangi yaslarda nasil açiklamalar yapabiliriz?
 



-&#8221;Anne bu balonu bana sisirir misin?&#8220;  5 yasindaki Ozan?in elinde tuttugu balona bakinca annesi kulaklarina kadar kipkirmizi kesilirken babasi farkinda olmadan ?onu da nereden buldun??? diye bagiriyor ve aslinda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="3" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" width="100%"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"><a href="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/11/image0021.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1186" title="image0021" src="http://www.cocukvegelisimi.com/wp-content/uploads/2009/11/image0021.jpg" alt="image0021" width="267" height="284" /></a>Bir gün her çocuk ask, cinsellik ve dogum ile ilgili sorular sorar ve anne-babalarin çogu o gün geldiginde kendilerini çaresiz hissederler. Hangi yaslarda nasil açiklamalar yapabiliriz?</span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"> </span></span></p>
<table border="0" cellspacing="3" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" width="100%"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">-&#8221;<strong><em>Anne bu balonu bana sisirir misin?</em></strong>&#8220;  5 yasindaki Ozan?in elinde tuttugu balona bakinca annesi kulaklarina kadar kipkirmizi kesilirken babasi farkinda olmadan ?onu da nereden buldun??? diye bagiriyor ve aslinda cevabi kendisi biliyor. Masadaki diger misafirler nereye bakacaklarini sasirmis durumda yüzlerine yayilan siritmayi gizlemeye çalisiyorlar..Minik Ozan?in elinde tuttugu balon yatak odasinin çekmecesinde buldugu bir prezervatiften baska bir sey degil aslinda&#8230;</span><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">Pek çok ebeveyn cinsellikle ilgili son derece açik bir tutum içinde olsa da böyle bir durumla karsilastiklarinda nasil davranacaklarini, çocuklarini bu konuda nasil egitebileceklerini bilmiyorlar. Çocuklarimiz gazete ve dergilerde görüp okuduklari yazilardan yada televizyonlarda gördükleri sahnelerden bu kavrama pek yabanci olmasalar da bu karmasik konuyu onlara nasil açiklayabiliriz?</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="50%"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"><br />
Çocuklar evlerinde bu konu ile ilgili yeterli bilgiyi alamadiklarini hissettiklerinde bu bilgiyi baska kaynaklardan almaya çalisacaklardir ve bu bilgiler her zaman pek dogru olmayabilir..5 yasindaki oglunuz bebeklerin annelerin göbek deliginden çiktigini düsünürken, 15 yasindaki ergen kiziniz ilk cinsel iliskisinde hamile kalmayacagini düsünebilir. </span><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">Bu, çocuklarin cinsel anlamda bilgilendirilmedigi anlamina gelmez. Esas problem ebeveynlerin çocuklarinin yaslarina ve bilgilerine uygun açiklamalar yapmakta zorlanmalari..Cinsellik ile ilgili egitim okul öncesi yaslardan baslayip ergenligin son dönemine kadar devam eden bir süreç olmalidir. Bebeginizin dogumundan itibaren onu ne kadar çok kucaklar, öper severseniz çocugunuzun vücudu ile o derecede barisik</span></td>
<td width="50%"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"> </span></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="7" width="100%" bgcolor="#ffffcc">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"><strong>Kalabalik bir ortamda çocugumuz bizi utandiracak sorular sordugunda nasil davranabiliriz? </strong></span><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"><strong>1-Zaman kazanmaya çalisabiliriz:</strong> ?Evet, bu iyi bir soru? türünde bir yanit size düsünme firsati yaratir.<br />
<strong>2-Kismi cevaplandirma:</strong> konu ile ilgili akliniza gelen ilk yaniti verin ama ilk firsatta bu konu üzerine düsünüp bir dahaki sefere daha açiklayici olun.<br />
<strong>3-Erteleme: </strong>?bu soru çok özel bir soru ve bunu seninle daha sonra ikimiz basbasa iken konusmak isterim.<br />
<strong>4-Gözlerini kapatin ve bu isi bitirin:</strong> Eger yeterince özgüvenli iseniz ve cinsellikle ilgili açik bir tutumunuz varsa söyle bir cevap verebilirsiniz ?Bu bir prezervatif. Annenle baban simdilik baska bir bebek istemedikleri için bunu kullaniyorlar.</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="100%"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">olmasini ve ileri yaslarda cinselligi olmasi gerektigi gibi güzel bir sey olarak algilamasini saglarsiniz.</span><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">Bu, çocuklarin cinsel anlamda bilgilendirilmedigi anlamina gelmez. Esas problem ebeveynlerin çocuklarinin yaslarina ve bilgilerine uygun açiklamalar yapmakta zorlanmalari..Cinsellik ile ilgili egitim okul öncesi yaslardan baslayip ergenligin son dönemine kadar devam eden bir süreç olmalidir. Bebeginizin dogumundan itibaren onu ne kadar çok kucaklar, öper severseniz çocugunuzun vücudu ile o derecede barisik olmasini ve ileri yaslarda cinselligi olmasi gerektigi gibi güzel bir sey olarak algilamasini saglarsiniz.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">Miniklerin 2-3 yaslarindan itibaren aynanin karsisina geçip vücudunu incelemeye baslamasi cinselligin ilk sekillerinden birisidir. Ayni sekilde çocuklar doktorculuk oyunlarinda karsi cinsin özelliklerini kesfetmeye çalisirlar. Çocuklarimiza cinsellik konusunda açik davranirken bu konuda sinirlar oldugunu da ögretmemiz gerekiyor. Her insanin bir ?özel hayati? vardir ve HAYIR kelimesine mutlak anlamda saygi gösterilmesi gerekir. En dogru ve en kolay egitim iyi bir örnek olarak yapilir..Anne-baba çocuklarinin yaninda bir rahatsizlik hissetmeden rahatlikla sarilip öpüsebiliyor ve sevgilerini ifade edebiliyorlarsa çocuklar bu duygularin nasil bir sey oldugunu daha rahat anlayabiliriler.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">Cinsel bilgilendirme süreci ayni zamanda kendi kendinizin bu konuyla ilgili bakis açinizi gözden geçirmenizi saglayacak bir süreçtir. Çocugunuzun sorularini cevaplandirirken kendinizi huzursuz hisseder yada yetersiz cevaplar verdiginizi düsünürseniz çocugunuzun da tanidigi bir yakininizdan bu konuda yardim isteyebilirsiniz. Örnegin yasi ilerleyen erkek çocugunun annesine durmaksizin sordugu sorulara annesinin verecegi yanlis yada eksik bilgiler yerine babanin yada amcanin çocuga bu konuda yardimci olmasi daha dogru olacaktir.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">Ancak bunu yaparken basindan savmak seklinde degil (mesela çogu babanin yaptigi gibi:bunu annene sor lütfen!) kendi sikintilarinizi açikça kabul ederek mesela ?ben ne yazik ki sizler kadar rahat yetismedim ama senin bu konuda daha dogru bilgi almani istiyorum..? seklinde bir baslangiçla çocugu baska bir kisiye yönlendirebilirsiniz..</span></p>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">Arastirmalar cinsel bilgileri edinmek konusunda en önemli kaynagin anneler oldugunu kiz ve erkek çocuklarin yaridan çogunun cinsellikle ilgili bilgileri annesinden ögrendigini dogruluyor. Okullarda genellikle cinselligin biyolojik yönünden bahsedilirken asil cinsel egitimde duygularin önemli yer tutmasi gerektigini belirten uzmanlar cinselligin asil sebebinin ask ve sevgi oldugunu hatirlatiyorlar..<br />
</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="50%"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">Cinsel egitim için kendiniz bir zaman belirleyip uzun bir konusma yapamazsiniz. Çocuktan gelen sorulari bekleyip tamamen onun sorulari dogrultusunda bir bilgilendirme yapmaniz gerekir. Bu sorularin geleceginden emin olabilirsiniz! </span><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">En geç 4-5 yaslarinda kizlar ve erkekler aralarindaki bu ?ufak? farklilik konusunda teoriler üretmeye baslarlar. Kadinlarin hamile olduklarini gözlemleyip bu bebeklerin nereden çiktigini düsünmeye baslarlar. Çocuklar bu konularda soru sormaya ilk basladiklarinda ?bebekler annelerinin karinlarinda büyürler? türünde bir cevap ile tatmin olacaklardir. Bundan fazlasini ögrenmek istiyorsa sormaya devam ederler ve ancak o zaman baska açiklamalar yapmak gerekebilir. Cinsel egitim konusunda hepimizin yaptigi en önemli hata gereginden fazlasini anlatmaktir. Bu durumda çocuklar asil konuyu unutup verilen cevaplari da anlamadiklari konu ile ilgili bilgilenme gerçeklesmiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;">Çocuklar ergenlik çagina girdiginde cinsel bilgiler yetersiz ise bu dramatik sonuçlar dogurabiliyor..Cinsel özgürlügün önümüzdeki dönemde daha da artacagini düsünürsek ülkemizde de gençleri evlilikten çok önce korunma yöntemleri ile ilgili bilgilendirmek gerekiyor. Almanya?da yapilan bir arastirma gençlerin 15-16 yaslarinda ilk cinsel deneyimlerini yasadiklarini ve bu yastaki gençlerin hemen hepsinin korunma hakkinda bilgili olmakla beraber erkeklerin %16?sinin, kizlarin ise %11?inin ilk sefer?de korunmayi ?unuttugu? ortaya çikarilmis. Ebeveyn olarak bu yaslarda artik pek fazla bir egitim verme sansimiz kalmiyor ne yazik ki..Bu yaslarda çocuklar ögrenmek istediklerini genellikle arkadaslari ile konusarak yada kitap vb. yayinlardan okuyarak ögreniyorlar. Bu yastan sonra ancak size güven duymasini saglayarak yasadiklarini sizinle paylasmasini saglayabilirsiniz. Kendisine  ?senin dogru olani yapacagini biliyorum ama bana ihtiyacin oldugunda yanindayim? mesajini vermelisiniz..</span></td>
<td width="50%"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"> </span></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="8" width="100%" bgcolor="#ffffcc">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">
<p align="center"><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"><strong>YAS GURUPLARINA GÖRE SORULAR VE CEVAPLAR:</strong></span></p>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"><strong><span style="text-decoration: underline;">7 Yas öncesi:</span></strong><strong><br />
-Neden annemin memeleri var, babamin yok?<br />
</strong>Annen bir kadin, baban bir erkek. Erkeklerin memeleri yoktur. Kadinlar ise çocuk sahibi olabildikleri için memeleri vardir. Çocuk dogduktan sonra annelerin memelerinden gelen sütle bebekler beslenir.<br />
<strong>-Bebekler annelerin karnina nasil giriyor?<br />
</strong>Anne ve babalarin vücutlari birbirine çok uygundur ve birbirleri ile çok yakinlastiklarinda bir bebek olusabilir. Bu bebek annelerin karninda büyür.<strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"><strong><span style="text-decoration: underline;">7 Yas sonrasi:</span></strong><strong><br />
-O küçük delikten bebekler nasil çikiyor?<br />
</strong>Bebegin çiktigi delik çok esnek birseydir ve dogum olacagi zaman bebegin içinden çikabilecegi kadar büyüyebilir.<br />
<strong>-Eger bebek yapmak istemiyorsaniz neden beraber yatiyorsunuz?<br />
</strong>Çünkü büyükler birbirlerini çok sevdiklerinde bazen sadece birbirini sevmek yada öpmek yeterli olmaz. O zaman birbirine gerçekten çok yakin olmak isterler.<strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Ergenlik öncesi</span></strong><span style="text-decoration: underline;">:</span><br />
<strong>-Orgazm ne demektir?<br />
</strong>Yetiskin bir kadin ve erkegin ancak cinsel iliskide bulundugunda yasayabilecegi çok özel bir duygudur.<br />
<strong>-Regl ne demektir?<br />
</strong>Yetiskin kadinlar ayda bir kez vajinalarindan kanarlar. Buna Regl yada aybasi denir. Bunun sebebi kadinlarin yumurtaliklarindan her ay 1 yumurtanin döllenmek üzere hazirlanmasidir. Eger döllenme yani bebegin olusumu gerçeklesmezse bu yumurta bir miktar kan ile vücuttan atilir ve ertesi ay yeni bir yumurta olusur. Her genç kiz 12-15 yaslari arasinda ilk kez regl olur.</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="50%"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocuklarimiza-cinselligi-nasil-anlatabiliriz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun Konuşması Yaşıtları Gibi Değilse Altında Bir Problem Olabilir</title>
		<link>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocugunuzun-konusmasi-yasitlari-gibi-degilse-altinda-bir-problem-olabilir.html</link>
		<comments>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocugunuzun-konusmasi-yasitlari-gibi-degilse-altinda-bir-problem-olabilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 12:34:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dil bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[dil gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[terapist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cocukvegelisimi.com/?p=1171</guid>
		<description><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Elçin Tadıhan Özkan, çocukların konuşma ve dil gelişimi hakkında bilgilerini paylaştı.
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Elçin Tadıhan Özkan, çocuğun doğumundan itibaren konuşmasının belli bir seyir izlediğini belirterek “Eğer çocuk 3 yaşındayken konuştuklarının yüzde 50’si anlaşılmıyorsa uzmana başvurulmalıdır” diyor.
Çocuklarda dil gelişimi nasıl bir süreç izler?
Çocuklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Elçin Tadıhan Özkan, çocukların konuşma ve dil gelişimi hakkında bilgilerini paylaştı.<br />
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Elçin Tadıhan Özkan, çocuğun doğumundan itibaren konuşmasının belli bir seyir izlediğini belirterek “Eğer çocuk 3 yaşındayken konuştuklarının yüzde 50’si anlaşılmıyorsa uzmana başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Çocuklarda dil gelişimi nasıl bir süreç izler?</strong><br />
Çocuklar çevrelerindeki sesleri, konuşmaları dinleyerek dili ve konuşmayı öğrenirler. Doğumdaki ilk ağlama konuşmanın başlangıcı olarak kabul edilebilir. Ağlama, konuşmayı edininceye dek onun can simididir. Acıktığını, uykusunun geldiğini, altının ıslandığını, yorulduğunu söylemek için bu sesi kullanır. Zamanla ağlama dışında başka sesler de çıkarabildiğini keşfeder, seslerle oynamaya başlar. Bebekler, seslere karşı çok duyarlıdırlar. Aslında çok çeşitli sesler çıkarabilme yetisiyle doğan bebekler, giderek sadece çevrelerinde kullanılan sesleri taklit etmeye başlar, yetişkinlerin tepkisiz kaldığı diğer sesleri kullanmazlar. Seslerden hecelere, sözcüklere ve cümle yapılarına doğru hızlı bir gelişme olur.</p>
<p><strong>Çocuğun dil gelişiminde bir gecikme olup olmadığının göstergesi nedir? </strong><br />
Genellikle dil gelişiminde tüm çocuklar belli bir sıra izlerler. Ancak bireysel farklılıklardan ötürü bazı çocuklar bu süreci tamamlamada yaşıtlarından geri kalabilirler. Bazen dil gelişimindeki gecikme, işitme engeli, otizm, zeka geriliği, serebral palsi gibi pek çok nedenden kaynaklanabilir. Çocuk, dil edinim sürecinde belli becerilerini gerçekleştirmesi gereken dönemlerde gerçekleştirmemişse mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.</p>
<p><strong>Uzman olarak bu durumda hangi teşhis yöntemlerini uyguluyorsunuz? </strong><br />
Dil ve konuşma becerileri gecikmiş olan çocukların öncelikle bir “odyolojik” muayeneden geçirilmeleri en doğrusudur. Bazen anne babalar çocuklarındaki orta derecedeki işitme kayıplarını fark edemezler. Eğer dil gelişiminin yanı sıra, oturma, emekleme, yürüme gibi becerilerinde de gecikme varsa, sık sık dengesini kaybedip düşüyorsa, göz teması kurmuyor ve dokunulmaya tepki gösteriyorsa bir “çocuk nöroloğu” ile görüşülmelidir. İşitme ve nörolojik muayenesinde çocukta herhangi bir problem belirlenmemişse, konuşması hakkında endişe duyulan çocuklar mutlaka bir “uzman dil ve konuşma terapisti” tarafından değerlendirilmelidir. “Büyüdükçe düzelir”, “Babası da geç konuşmuştu”, “Yuvaya/okula başlayınca düzelir” gibi genellemelerle hareket edilmemelidir.</p>
<p>Konuşma terapisti çocuğun alıcı ve ifade edici dil becerilerini değerlendirir ve ne yapılması gerektiği konusunda aileyi bilinçlendirir, ya aile destek programı uygulanır ya da çocuk ile terapiye başlanır. Erken teşhis ve müdahale çok önemlidir.</p>
<p><strong>Anne babalara hangi önerilerde bulunursunuz? </strong><br />
Çocuğun sosyal çevresi, ona sağlanan sözel uyaranların niteliği ve miktarı, özellikle de annenin çocukla olan iletişimi, dil edinim sürecini önemli ölçüde etkiler. Araştırmalara göre bakım evlerinde büyüyen, sık sık bakıcı değiştiren, çok kalabalık ev ortamında büyüyen çocukların dil gelişimi daya yavaş, kendisiyle konuşulan, kitap okunan, farklı sosyal ortamlarda büyüyen çocukların ise daha hızlı olduğu belirtiliyor. Anneler bebeklerini emzirirken onunla göz teması kurmaya ve konuşmaya özen göstermelidir. Bebekleriyle konuşan anneler, bebeğin bir süre sonra çeşitli sesler çıkararak karşılık verdiklerini gözlemlemiştir. Bu bebeğin dil ediniminde önemli bir tepkidir.</p>
<p>Yedirme, giydirme, altını değiştirme vb. günlük aktivitelerde, o anda yapmakta olunan aktivite hakkında konuşmak çocuğun sözcük dağarcığını arttırmak için kullanılabilecek en doğal yöntemdir.</p>
<p>Ebeveynler çocuklarıyla konuşurken basit sözcükler ve kısa cümlelerle konuşmaya dikkat etmelidir. Çocuklar söyleyemedikleri bazı sözcükler için kendileri yeni sözcükler uydurabilir. Bu gibi durumlarda çocuğun uydurduğu sözcüğü ebeveynin tekrar etmemesi, asıl sözcüğü söyleyerek çocuğa doğru model olması önemlidir. Örneğin, iki yaşında bir çocuk “araba” yerine “düt” diyorsa “evet düt diye ses çıkarıyor, o bir araba” diyerek model olunmalıdır. Ancak çocuk, doğru sözcüğü söylemesi için zorlanmamalı ya da söyledikleri anlamamazlıktan gelinmemelidir. Bazı çocuklar her duyduğunu tekrarlamaya çalışır, bazıları ise ebeveynin ısrarlı çabalarına karşı kayıtsız görünebilirler. Ebeveynler, çocukları onlara tepki vermese dahi iletişimi kesmemeli, farklı yollarla çocuklarıyla iletişimi sürdürmelidir. Asla “beni dinlemiyor, çok ilgisiz, anlamıyor” gibi yorumlarda bulunup çocukla iletişimi azaltmamalıdırlar. Bazı çocuklar, belli bir süre sonra ebeveynlerini taklit etmeye başlarlar. Çocukla iletişim kurmak için çocuk şarkılarından, kuklalardan, oyuncaklardan vb etkinliklerden yararlanılabilir. Ebeveynlerin dikkat etmesi geren bir diğer şey, çocuğa kendini ifade etmesi için fırsat tanımaktır. Çocuğun jest ve mimiklerini, kendi uydurduğu kelimelerini ya da ağlama davranışını yorumlayarak onu anlamaya çalışmak yerine, ne anlatmak istediğini sözcüklerle ifade etmesi yönünde model olmak gerekir. Eğer çocuk ağlayarak ya da işaretler aracılığıyla isteklerini elde edebiliyorsa, bu yöntemi iletişim aracı olarak kullanmaya devam edecektir. Bu davranışları ebeveynleri tarafından görmezden gelinir ve konuşma çabaları ödüllendirilirse, konuşmayı iletişim aracı olarak kullanmaya başlayacaktır.</p>
<p><strong>Hangi durumda uzmana başvurulmalıdır? </strong><br />
- 3 aylık; çevredeki seslere ya da insan sesine tepki vermiyorsa,<br />
- 3–5 aylık; agulamalar, ah- ah, gibi sesler çıkarmıyorsa, yetişkinin sıcak ses tonuna gülümseme ile karşılık vermiyor, kızgın ses tonuna ağlama ile tepkide bulunmuyorsa,<br />
- 6–9 aylık; bada/bagu gibi anlamsız hece tekrarları yapmıyor, yüzünü görmediği halde annesinin sesini duyduğunda tepki vermiyorsa,<br />
- 10–11 aylık; “hayır-yok” dendiğinde anlamıyor, onun çıkartabildiği seslerle konuşulduğunda yetişkini taklit etmiyorsa, ba ba ba, ma ma ma gibi hece tekrarları yapmıyorsa, jest ve mimiklerini kullanmıyor, ismine tepki vermiyorsa,<br />
- 12 aylık; konuşma seslerini (öpücük, dil şıklatma) taklit etmiyor, isteklerini elde etmek için ağlama dışında ses çıkartmıyor, baba/mama gibi en az bir sözcük söylemiyorsa,<br />
- 18 aylık; aile üyelerini tanıyıp gösteremiyorsa, güle güle yap/ al-ver gibi basit komutlara uymuyorsa,<br />
- 24 aylık; kendisine söylenen farklı 50 sözcüğü anlamıyor, anne-baba gibi aile üyelerinin veya evde beslenen hayvanların isimleri dışında en az 4 farklı sözcük söylemiyorsa,<br />
- 3 yaşında; söylediklerinin en az %50 si aile üyeleri dışındaki bireylerce anlaşılamıyor, en az üç sözcükten oluşan cümleler kuramıyorsa, geçmişte olan olaylar hakkında konuşamıyorsa, basit sorulara yanıt veremiyor, iki aşamalı basit komutları (bunu al babana ver) yerine getiremiyorsa,<br />
- 4 yaşında; kişi zamirlerini, iyelik/çoğul eklerini kullanmıyor, geçmiş/gelecek zamana ilişkin konuşamıyorsa, nesnelerin işlevlerine ilişkin sorulara yanıt veremiyorsa (hangisi uçar? vb),<br />
- 5 yaşında; neden/nasıl sorularına yanıt veremiyor, nesnelerin ne işe yaradığını (sandalye ile ne yaparız vb) ifade edemiyorsa (biliyor olabilir), konuşmalarının büyük çoğunluğu yabancılar tarafından anlaşılmıyorsa, basit bir hikayeyi anlatamıyorsa en kısa sürede bir uzmandan yardım alınmalıdır.</p>
<p>alıntıdır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cocukvegelisimi.com/makaleler/cocugunuzun-konusmasi-yasitlari-gibi-degilse-altinda-bir-problem-olabilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

